Birkaç gün önce bir mail aldım. Göz ucuyla şöyle baktıktan sonra anladığım şey Eurovision’a Onur Gürsoy isimli biriyle katılıyor olduğumuzdu. Meğer her şeyi yanlış anlamışım. Yok yok, durun! Eurovision’a falan henüz gitmiyoruz ama o, Eurovision’la ilgili değişik bir şeyler yapıyor. Neler mi? Söyleşiye göz gezdirin.

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu

Bu yıl İsrail’de düzenlenecek olan 64’üncü Eurovision Şarkı Yarışması’nda Türkiye olarak yine yokuz ama San Marino’yu temsil eden bir Türk var: Serhat Hacıpaşalıoğlu. Biz onu taaa Riziko yarışmasından hatırlayaduralım  bugün Ajandakolik’te Eurovision’la ilgisi olan bambaşka biri konuğumuz. Eurovisionur ya da asıl ismiyle Onur Gürsoy. O, Eurovision şarkılarına gönül vermiş, kendinden iki yaş büyük yarışmayı yıllarca takip etmiş, hangi ülke hangi şarkıyı söylemiş de kazanmış, neredeyse hepsini biliyor, üstüne üstlük bir de şarkıları söylüyor. Onur Gürsoy’la YouTube’da açtığı  ‘Eurovisionur’ projesini konuştuk.

Kimsin sen Onur, nereden çıktın da Eurovision’la ismin yan yana yazıldı?

Merhaba. Ah şu kendini tanıtma zorluğu yok mu? Ama kaçışımız da yok bu en zor sorudan. 1980 yılında Tekirdağ’da öğretmen anne babanın ikinci çocukları olarak dünyaya gelmişim. Orta direk, memur bir ailenin çocuğuyum. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema TV Bölümü’nden mezun oldum. Dijital Film Akademisi’nde eğitmen Özay Fecht’ten kamera önü oyunculuk eğitimi aldım. Müzisyen, ses sanatçısı, şarkıcı değilim. Oyuncuyum fakat şarkı söylemeyi çok seviyorum. Ortalama düzeyde söyleyebiliyorum da. Daha iyi şarkı söylemek için kendimi geliştirmeye gayret ediyorum. Eurovision şarkı yarışmalarını ve Eurovision şarkılarını çok seviyorum. Hayatımda çok önemli yeri vardır Eurovision’un. Öyle ki, sadece kendimi değil, sevdiklerimi de bulaştırırım. Her sene illâ arkadaşlar, akrabalarla toplanıp izlemeye öncülük ederim. Eh, madem öyle, ben Onur. Eurovisionur.

Memnun oldum Eurovisionur. O zaman bu Eurovision sevgisi böyle bir proje doğurdu.  

Evet. Yıllardır her dilden Eurovision şarkılarını dinlerim ve mırıldanırım. Ama bizde bir söz vardır: “Sağır duymaz uydurur.” İşte ben de o mırıldanma sürecindeki uydurmaları bir kenara bırakıp bu şarkıları ciddi ciddi kendi dillerinde öğrenme çabasına girdim. Böylece Eurovisionur projesi doğdu. Çevremdekiler ismi ve fikri çok beğendim. Çok mutluyum. Projemde bana destek olan sponsorlarıma ve ekip arkadaşlarıma teşekkür ederim.
1997’de Şebnem Paker ve Grup Etnik’in ‘Dinle’ adlı şarkısıyla üçüncü olmaları içimde Eurovision sevdasını yeşertti. O zamandan beri sıkı bir takipçiyim. O başarıları beni geçmiş yıllardaki Eurovision şarkılarını araştırmaya itti ve hayretler içinde kaldım. Aaaa bu şarkı da mı Eurovision’dan çıkmış dediğim çok şarkı var. Harika bir organizasyon. Eurovision, müzik dünyasına çok şey kazandırdı.

San Marino’yu temsil eden Serhat Hacıpaşalıoğlu’nun finale çıktığını öğrendik. Ne diyorsun?

Çok mutluyum. Eurovision’da Türk bayrağını da dalgalandırma gururunu yaşatıyor bize.

Neden oradan katılıyor, ben bilmiyorum.

San Marino istemiş. 2016 yılında da ülkeyi temsil etmişti. Eurovision’da bir ülkeyi temsil etmek için ille de o ülkenin vatandaşı olma şartı yok.

“AMACIM TÜRKİYE’DEN DİĞER ÜLKELERE DOSTLUK MESAJI VERMEK”

Sana dönelim. Bu arada baktım da sadece Türkiye’nin katıldığı şarkıları değil yabancı şarkıları da söylüyorsun. Peki tüm o dillere hakim misin? Yani bir Alman ya da Rus gibi şarkılarını onlara yakın söyleyebiliyor musun?

İngilizce ve Almanca dışında diğer dillere hiçbir aşinalığım yok. Benim yaptığım sadece taklit. Ama bu çok zor. Başka dillerin telaffuzlarını çalışmak, onlar gibi söylemeye çalışmak epey yoruyor ve vakit alıyor. Bazen bir kelime ya da cümle üzerinde günlerce çalışıyorum. Hele şarkı hareketliyse çok daha zor. Bir Alman, Türkçe bir şarkı ezberlesin, söylesin nasıl duyarız, benimki de aynı hesap. Diller arasında çok büyük telaffuz farklılıkları var. İtalyanca, İspanyolca, Sırpça, Boşnakça meselâ telaffuzunda pek zorlanmadığım diller. Fransızca bu konuda ipi açık ara göğüslemiş durumda. Geçmiş yıllarda Türkiye’de yaşayan Fransız arkadaşım telaffuzumun çok iyi olduğunu söylüyordu ama iş şarkı söylemeye gelince başka bir hâl alıyor. Benim amacım şarkıları kusursuzca, aynı bir Fransız, Alman gibi söylemek değil. Bu mümkün değil. Öyle olması için o ülkelerde yıllarca yaşamak gerekir. Amacım bir Türk olarak 40 küsur farklı dilde, dilimin döndüğünce şarkılar söylemek ve bunu yıllarca yapmak, yaparken de şarkılarını söylediğim ülkelere Türkiye’den dostluk mesajı göndermek.


Eurovisionur TV YouTube kanalını ne zaman açtın? Sanırım yeni henüz. Çok fazla takipçin yok. Beş tane videon var. 

Evet henüz çok yeni. Takipçimiz az, yavaş yavaş artıyor. Zaten bir anda çok takipçi edinmek gibi bir derdim yok. Önce insanlara bir şeyler sunmak gerek. Eurovisionur projesini yıllar boyu yapacağız. Her hafta bir ülkeden bir şarkı söylüyorum. Zaman zaman oyuncu arkadaşlarımla ve ünlü simalarla da düetler yapacağız. Tıpkı Eurovision Şarkı Yarışması’nda olduğu gibi önce sıradaki ülke ve yılını küçük bir hikâyeyle duyuruyoruz, ardından birkaç gün sonra da seslendirdiğimiz şarkısını paylaşıyoruz. Yakında Eurovisionur projesinde yer alan ve yer alacak olan tüm müzisyen ve oyuncu arkadaşlarımla röportajlara da başlayacağım. Kanalın büyümesi, takipçi sayısının artması, beğenilmesi biraz zaman alacak ki bence de uygun olan bu. Kendimi geliştirebiliyorsam, ortaya bir proje çıkarabiliyorsam, insanlara hoş bir şeyler sunabiliyorsam ve bunu istikrarlı bir şekilde yapabiliyorsam dünyanın en mutlu insanıyım. Bu başarıdır. Yoksa çok önemli değil tutmuş ya da tutmamış. Başka insanların özgürlük alanlarını ihlâl etmeden hayallerimin peşinden koşuyor muyum, önemsediğim bu. Bunu da iyi becerdiğimi düşünüyorum.

Peki bu şarkıları söylemekle neyi amaçlıyorsun?

Tamamen dostluk köprüsü kurmayı, Eurovision ruhunu canlı tutmayı ve Türkiye’ye karşı önyargıları biraz da olsa azaltmayı amaçlıyorum. Düşünsenize, bir İngiliz Türk Bayraklı Eurovision tişörtü giymiş ve dilinin döndüğünce Türkçe bir Eurovision şarkısı söylüyor. Hoşumuza gitmez miydi ?

Bunca yıl Eurovision’a katılan şarkılar arasında senin en sevdiğin şarkılar hangileri oldu?

1995 Norveç’i tek geçerim. ‘Nocturne’ şarkısı bir sanat eseri. Onun yeri apayrı. Eurovision’dan yıllarca o kadar güzel şarkılar çıkmış ki hâlâ da çıkmaya devam ediyor. Dünyanın en büyük ve en prestijli müzik organizasyonu sonuçta. İlk aklıma gelenleri yazacak olursam; 1997 Türkiye ‘Dinle’, 1990 İspanya ‘Bandido’, 1977 Fransa ‘L’oiseau Et L’enfant’ , 1973 Lüksemburg ‘Tu Te Reconnaitras’, 1982 Almanya ‘Ein Bischen Frieden’ , 1975 Türkiye ‘Seninle Bir Dakika’, 2006 Bosna Hersek ‘Lejla’, 1990 Türkiye ‘Gözlerinin Hapsindeyim’… Liste daha çoook uzar. Harika şarkılar var.


“KOMŞU KOMŞUYA OY VERİYOR DİYE EUROVISION’A KATILMAMAMIZ GEREKSİZ” 

Türkiye’nin Eurovision’a katılmamasını nasıl karşılıyorsun? Biliyorsun TRT komşu ülkelerin siyasi çıkarlarını ön plana alarak oylarını şarkılara göre değil, ülkelere göre verdiğini düşünüyor. Aslında çoğumuz da yarışmayı izlerken bu düşüncedeydik hep.

Öncelikle TRT görüşünde haklı. Evet komşu komşuya, siyasi çıkarı olan ülkeye daha yüksek oy veriyor. Dediğiniz gibi bunu hepimiz biliyoruz. Fakat bu, Eurovision’a katılmamamızı gerektirmiyor. Eurovision çok büyük bir tanıtımdır. Biz şu anda yedi yıldır ülkemizi çok büyük bir tanıtımdan mahrum bırakmış oluyoruz. 2012’de Azerbaycan’da düzenlenen Eurovision’da birinci olan İsveç’in temsilcisi Loreen ne demişti biliyor musunuz? “Eurovision’dan önce Bakü’yü Karayipler’de zannediyordum.” Futbol maçlarında bazen hakemler faulümüzü vermiyor. Avrupa Futbol Şampiyonası’na da mı katılmayalım? Basketbol maçlarında oyuncumuz faul yapmadığı halde hakem düdük çalıyor, hakkımızı gasp ediyor. Avrupa Basketbol Şampiyonası’na da mı katılmayalım. Eurovision da böyle. Oy vermezlerse vermesinler. Önemli olan orada Türk bayrağını dalgalandırmak, sahnede Türkiye’nin performansını dünyaya izletebilmek. Üstelik her ne olursa olsun, ne kadar önyargı olsa da, biz o yarışmayı bir kez kazandık, bir kez ikinci, bir kez üçüncü, üç defa da dördüncü olduk. Bu sonuçlar harika. Hem her sene biz birinci olamayız ki. Kimse olamaz. Unutmadan eklemek isterim. Komşu komşuya oy veriyor ya, biz de Azerbaycan ve Bosna Hersek’e her zaman en yüksek puanları verdik. Ne güzel. Eurovision’a katıldığımız yıllarda telefonla oylamaya çok katıldım ve bu iki kardeş ülke banko olmakla birlikte şarkısını ve sahnesini beğendiğim başka ülkelere de hep oy verdim.

Türkiye’nin Eurovision’a katılacağı konusunda umutlusun o zaman… 

Dönüşümüz muhteşem olacak.

Eurovision’la ilgilenmek dışında neler yapıyorsun? Oyuncu olduğunu biliyorum.

Evet, daha çok reklâm filmlerinde rol alıyorum. Birkaç sinema, dizi filmi ve bir de çocuk tiyatrosunda rol aldım. Bol bol senaryo yazıp kısa filmler çekmeye gayret ediyorum. Doğaya giderim tek başıma düzenli olarak. Ormana, dere kenarına, çayıra… Kendimle baş başa kalmam, kendimi, kuş seslerini, rüzgârı dinlemem, doğanın kokusunu almam, ağaçlara sarılıp onları öpmem çok önemli. Yapmam gereken en önemli işlerin başında gelir bunlar. Düzenli spor yaparım. Her hafta voleybol, haftanın üç günü Kung Fu, yürüyüşler, bisiklet… Geçtiğimiz ay Kung Fu dersinde ayağımı fena burktum, bu yüzden bir süreliğine voleybol ve Kung Fu’dan uzak kalmak zorunda kaldım. İyileşince devam edeceğim. Mevsimi geldiğinde bulduğum ya da arkadaşlarımın bulup getirdiği kuş yavrularını elimden geldiğince beslerim. Kurtarabildiklerimi büyüdüklerinde doğaya geri bırakırım. Ara sıra ormandaki çöpleri toplarım, çöpe atarım. Takılırım böyle kendimce.

Ne güzel. Dolu dolu hep hayatın… Peki bu yoğunlukta bir ajandan var mı tuttuğun?

Hem de birkaç tane ajandam var. Hayatımda sürekliliği olan farkı konular için farklı ajandalar tutuyorum. Bir de cep telefonundaki not defterim var. Ormanda köy yolunda bisikletle giderken aklıma bir şey gelir, durup not alırım, devam ederim. Bunlar hep projelerimle alâkalı oluyor. Sonra zamanı geldiğinde mümkün olduğunca hayata geçirmeye gayret ediyorum projelerimi. Eurovisionur da onlardan biriydi.

“SOSYAL MEDYADA EMEK VERMEDEN ÜNLENEN İNSANLAR GENÇLER İÇİN YANILTICI” 

Bir YouTube kanalı kurduğun için bunu soruyorum; fenomen olmak gibi bir kaygın var mı?

Fenomenlik sırf beğenilmek, ego tatmini, para ve takipçi kazanmak için olacaksa zerre kadar umurumda olmaz. Eurovisionur TV’nin haricinde kişisel Onur Gürsoy YouTube kanalım da var. Orada ‘ Okumanın Şekli Şemâli Yoktur’ adında bir oynatma listesi yaptım. Çoğunluğu doğada, bazen evde kitap okuma videolarımı paylaşıyorum, biraz da sohbet ediyorum. Kuş besleme videolarım, kısa filmlerim, fragmanlarım, reklâm filmlerim, sportif faaliyetlerim var. Kişisel gelişim, şiir, öykü kitapları okuyorum. Bunları paylaşırken de okuduğum bu kitaplardan çok fayda gördüğümü, izleyenlerin de görmesini dilediğimi belirtiyorum. Fenomen olacaksam önce kendi üzerimde çalışarak insanlara, doğaya, hayvanlara, dünyaya bir şeyler katarak olmalıyım.

Sosyal medyanın tanınırlık üzerine bu kadar büyük farkındalık yaratmasını nasıl değerlendiriliyorsun?

Bunu hem olumlu hem olumsuz değerlendiriyorum. Olumlu tarafı, kendini göstermek isteyen, üreten, çabalayan, yazan, çizen, çeken, söyleyen, yol gösteren, öğreten insanlar için tam bir nimet.  Sosyal medya sayesinde böyle üretici olan pek çok insan tanıdık, tanımaya devam ediyoruz. Olumsuz baktığım taraf ise, emek vermeden ünlenme, beğenilme, hiçbir şey üretmeden hayran kitlesi kazanma, boş boş muhabbetler yapıp bir anda parlama peşinde olanlar. E bu da beraberinde para kazanmayı getiriyor. Bunun özellikle gençler için yanıltıcı olduğunu düşünüyorum. Hiçbir katkı sunmayan, üretmeden para kazanan insanları kötü örnekler olarak görüyorum. Sosyal medya doğru kullanılmalı. Tembelliğe itenleri değil, üretmeye teşvik edenleri, bilgilendirenleri tercih etmeliyiz.