Çok ödüllü, çok başarılı bir arpist, Merve Kocabeyler. Aslında cerrah olmak istiyormuş ama sonra müzik baskın geldiği için bu ülkede arpist olmak için direnmiş. İyi ki direnmiş.
Merve Kocabeyler, bugün Ajandakolik’te.

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu

Hayatınızda hiç arp solosu dinlediniz mi? Dinlemediyseniz dinleyin. Birkaç dakika gözlerinizi kapatın. Hatta ister istemez kapatacaksınız, bana güvenin. Sonra? İşte sonrası bir düş gezegeni. Kanatlanabilirsiniz, bulutlara tırmanabilir ve hatta göğün yedinci katından dünyaya selam gönderebilirsiniz. Tam bir hafta önce, bir saat boyunca Merve Kocabeyler’in arpının ezgisine kapılıp uzaklara gittim. Öyle zarif öyle usulca çalıyordu ki Merve. Ve arp, bu dünyaya öyle ait değilmiş gibiydi ki o havadan çıkmak istemedim hiç. Müzik bitince üzüldüm. Sonsuza kadar sürmeliydi sanki, etkisi öyle derin ve hisliydi. Merve Kocabeyler ile bir öğle vaktini ikiye böldük. İlkinde arp konuştu sonrasında Merve. Ben ikisini de çok sevdim.

11 yaşında arp çalmaya başladın ama nasıl? 

O zamanlar arpı sadece çizgi filmlerde görmüş ve meleklerin enstrümanı olarak kodlamıştım kafamda. Müziğe 7 yaşında piyano çalarak başladım. 11 yaşında İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nın yetenek sınavlarını kazandıktan sonra enstrüman seçimi aşamasında jüriye piyano bölümünü istediğimi söyledim. Şimdi düşünüyorum da, müziği çok seviyordum ama hiç piyano çalasım yoktu (bunda Czerny etüdleri suçlayabiliriz). 4 yıllık emek var diye piyano demiştim. Neyse ki jüri beni piyano için çok yaşlı buldu. Evet, 11, çok geç. Sonra flüt ve viyolonsel dedim, onlara da uygun bulunmadım. Tam beni kimse beğenmiyor diye ağlamaya başlayacakken arp hocamız Ümit Tunak ellerime baktı ve “Bu kız arp için yaratılmış!” diye haykırdı. Nasıl sevindim anlatamam. Zıplaya zıplaya çıktım ve kapıda bekleyen babama “Baba! Arp!” dedim. Babam İsmet Kocabeyler, udi ve bestekar, yani konuya hakim. “Çok güzel ama nasıl arp alacağız kızım?” dedi. Duymazdan geldim ve hayatımı değiştirecek olan bu yola zıplaya zıplaya girmiş oldum.

“BU ÜLKEDE ARPİST OLMAK İÇİN ÇOK DİRENDİM” 

Peki arp çalmayı meslek haline getirmeye nasıl karar verdin?

Değerli hocam Yonca Özkan Bilenoğlu, ellerimi tellere yerleştirdiğinde doğru yerde olduğumu biliyordum ama aslında ben beyin cerrahı olmak istiyordum. Açık ameliyat videoları izliyordum, sürekli tıbbi bilgiler içeren kitaplar okuyordum. Hâlâ içimde bir yerlerde “Cerrah olsaydım nasıl olurdu?” sorusu var.  Ama pişmanlık yok.
Bu tıp sevdası yüzünden konservatuvara giderken Anadolu Lisesi sınavlarına hazırlandım ve Kenan Evren Anadolu Lisesi’ni kazandım. İki okulu birden idare ediyordum ama yorgunluktan derslerde uyumaya başlamıştım. Karar noktam buydu işte; uykuya dalış noktam. Seçim yapmak zorundaydım. Müziksiz yaşamak gibi bir ihtimalim olmadığından arpı seçtim. Zamanla bu meslek kararım bir direnişe dönüştü. Bu ülkede arpist olarak var olmak, kendimi uluslararası platforma taşıyabilmek için çok direndim. 16 yaşındayken yurt dışında eğitim almayı, klasik müziği doğduğu topraklarda öğrenmeyi ve farklı kültürleri tanımayı aklıma koymuştum. Bu arada New York Devlet Üniversitesi’nden bir davet gelmişti, ama hem o kadar uzağa gitmek için küçüktüm hem de burslar yetersizdi. Bu noktada hissettiğim çaresizlik duygusunu pozitife çevirdim, bulduğum her yere başvurdum. İki yıl süren burs arama maceramdan sonra Salzburg Mozarteum Üniversitesi’ne burslu olarak kabul edildim. Dört yıl sonra master için yine tam burslu olarak Amsterdam Konservatuvarı’na geçiş yaptım. Yurt dışı eğitim yolculuğumun başında yalnız olsam da daha sonra Eczacıbaşı Vakfı Müzik Bursu ve Çağdaş Eğitim Vakfı Harika Yetenekler Projesi kapsamında çok büyük destekler aldım.

Destek almayı sonuna kadar hak etmişsin, Merve. Peki arp çalabilmek için de belli bir özelliğe sahip olmak gerekiyor mu?

Ellerin fazla küçük olmaması (Benim küçüktür, hep zorluk olduJ), parmak uçlarının biraz etli olması her zaman avantaj. Ama bence bir arpistte olması gereken en önemli özellikler pratik zeka ve zihinsel esneklik. Arp, 47 telli bir entrüman ama bir de görünmeyen yüzü var; 7 adet pedal. Diyez ve bemolleri pedallarla yapıyoruz. İşin sadece teknik kısmı için beyni dörde bölmek gerek. Her ne kadar çalışma ile bu karmaşa minimuma inse de, bazı aksilikler yaşanabiliyor. İşte bu noktada esnek olan, bir saniye içinde çözüm üretebilen beyinler sahnede kazanıyor.


“FAZIL SAY’IN DESTEĞİNİN KIYMETİ BENİM İÇİN TARİF EDİLEMEZ”

Seni ilk 2015’te tanıdım sanırım. O dönem ‘arpı olmayan genç sanatçı’ olarak ismin geçiyordu haberlerde ve sen konservatuvarlarda bulduğun arplarla çalışmaya çaışıyordun. Ve bir yardım konseri düzenlendi. Hatta sanırım bunu da sen organize ettin. Kendi çabanla olsun istedin. Ne zaman ve nasıl arpına kavuştun?

Arp hayatıma gireli 14 yıl olmuştu ve babamın o ilk gün sorduğu soru hâlâ tazeliğini koruyordu. Gece yarılarına kadar okulda çalışarak yarışmalara girmiş, genç müzisyenlere enstrüman temin eden birçok kişi ve kurumla görüşmüş, “arpın solistik bir enstrüman olmaması” gerekçesiyle reddedilmiştim. Konuya bu sığ bakış açısı ile yaklaşan müzisyenler çok iyi tanınan, saygın müzisyenlerdi ve hepsi hâlâ benim için birer hayal kırıklığıdır. Amsterdam Konservatuvarı’ndan mezun olmak üzereydim ve artık arp çalışabileceğim bir yer olmayacaktı. Harekete geçmek zorundaydım. Biletsiz girilen, insanların diledikleri miktarda bağışta bulunabilecekleri bir konser düzenlemeye karar verdim. Konsere birkaç gün kala yeterince ilgi toplayamamıştım, üzgündüm ama mucizevi bir sabaha uyandım. Tanımadığım numaraların aradığı, sosyal medya hesaplarımın kilitlendiği bir sabah. Ben uyurken neler oldu böyle diye durumu anlamaya çalıştım bir süre. Facebook hesabıma zar zor girdim, 500 mesaj, binlerce arkadaşlık talebi ve yorum. Şoke olmuş bir şekilde ilk mesaja indim: Fazıl Say! Benim konser haberini görmüş, destek için yaptığı paylaşım, 40 binin üzerinde yorum ve beğeni almış. Kendisiyle daha önce hiç tanışmamıştık, sosyal medya arkadaşlığımız bile yoktu. Bu desteğinin kıymeti benim için tarif edilemez. Daha önce yarışma birinciliklerimi bildirdiğim, bana geri dönüş bile yapmayan gazeteler beni aramaya başlamıştı. Çoğu pozitif olmakla beraber, çok negatif ve yaralayıcı yorumlar da aldım. Tek tek o yorumları okumak bir süre sonra midemi bulandırdı. Çok kötü etkileniyordum, gerilmiştim, konsere iki gün kala telefon ve internet yasağı koydum kendime. Öyle sahnede fazla heyecanlanan biri değilim. İlk defa bir konserde bu kadar heyecanlandım. O gün CKM sahnesinde tek başımaydım. Kendi çabamla olsun istedim. Bu zor bir yol ama sonradan birilerinin çıkıp “sayemde” deme ihtimalinin olmaması acayip bir haz veriyor.

E toplayabildin mi parayı? 

Sadece bir konserde arp için ihtiyacım olan 36 bin Euro’yu toplamayı beklemiyordum. Bir miktar toplandı. Sonra online bir kampanya başlattım, buradan da bağışlar geliyordu ama hâlâ büyük bir açık vardı. Aydın Doğan Vakfı’nın “Merve, ihtiyacın olan 22 bin dolarlık eksiği karşılıyoruz” dediği an yaşadığım şok ve mutluluğun tarifi yok. Kısa bir süre sonra hayallerimdeki Lyon Healy Style 23 Bronze arp Amerika’dan geldi. En başta Fazıl Say ve Aydın Doğan Vakfı’nın büyük desteği olmak üzere, çok fazla destekçim oldu bu arpın alınması için. Çok güzel insanlar tanıdım ve birlikten kuvvet doğduğunu gördüm. Tüm destekçilerin isminin olduğu bir teşekkür listesi yayınladım o zamanlar. Fazıl Say’ın çok komik bir yorumu oldu, “Ya Merve bu kadar destekçi bir araya gelse orkestra kurardık” dedi, haklı.

Fotoğraf: Banu Bozdemir 

“TÜRKİYE’DE TANINIR OLMANIN ÇOK MANTIKLI KRİTERLERE DAYANDIĞINI DÜŞÜNMÜYORUM”

Bir arp almaya kalksak ederi ne kadar? Ve yurt dışında mı satılıyor yalnızca, Türkiye’de hiç arp satışı yok mu?

Pedallı arp fiyatları 20-40 bin Euro arasında değişiyor. Amerika, Fransa, İtalya ve Almanya’da belli başlı güvenilir arp markaları var. Türkiye’de çocuklara uygun küçük mandallı arplara ulaşmak çok zor değil, Myna Müzik’te mevcut. Ama “Hadi ben gidip bir konser arpı alayım” demek şimdilik mümkün değil.

Genç yaşta birçok ödül kazanmışsın. Hangisini saysam bilemedim….  İtalya, Sırbistan, Macaristan ve Monako’da Uluslararası Arp Yarışmalarında dört defa birincilik elde etmişsin.  Bu kadar başarılı olmana rağmen Türkiye’de yeterince tanınmadığını düşünüyor musun?

Bu açıdan bakarsak evet yeterince tanınmıyorum. Ama Türkiye’de tanınır olmanın çok mantıklı kriterlere dayandığını düşünmüyorum. O yüzden bu durum benim için önemsiz.

Fotoğraf: Yuri Lemishenko

La Scala Operası Akademi Orkestrası’na kabul edilen ilk Türk arpistsin. Bunun önemini herkes bilmeli. Yani ne anlama geliyor bu?

La Scala diyince her müzisyenin gözleri parlar. Starların gelip geçtiği bu operanın önemi çok büyük. 1778’de açılmış, sahne tarih kokuyor. Sahne arkası ise roman gibi. Orkestraya stajyer olarak arpist almak üzere sınav açıldığını duyunca tereddütsüz başvurdum. Üç aşamalı bir sınav yapıldı, 50 küsür arpist vardı. Çoğu İtalya’dan olmak üzere sınava Fransa, Almanya, Amerika hatta Japonya’dan bile gelenler vardı. Sınav sonucunda iki kişi alındı, biri İtalyan bir arpist diğeri de ben. Milano’da şahane müzisyenlerle çalışma fırsatım oldu. Orkestra ile turnelere çıktık.
La Scala’da çaldığım en unutulmaz konser ise Placido Domingo şefliğindeki konserdi. Yaşayan efsane Domingo ile müziği paylaşmak ve sohbet etmek büyük şans.

Vay be! Bu gerçekten inanılmaz! Fazıl Say’la birlikte çalışıyor musunuz?

Evet, kendisi beni Fazıl Say Festival Orkestrası’nda çalmak üzere davet ettiğinde onur duydum. Muhteşem bir orkestra ve koro kurdu, Nazım Oratoryosu’nu seslendirdik. Genco Erkal, İbrahim Yazıcı, Güvenç Dağüstün, Serenad Bağcan gibi usta isimlerle aynı sahneyi paylaştık ve bu harika projenin bir DVD’si mevcut.

Solo bir albüm çıkarmayı düşünüyor musun?

Düşünüyorum ve ince ince işlemeye başladım. Aceleye getirmeyeceğim çünkü sadece içindeki müziklerle değil, her noktasıyla beni yansıtan bir sanat eseri olsun istiyorum.

Başka enstrümanlar çalıyor musun?

Piyano çalıyorum. Geçenlerde elime elektro gitar aldım, acayip keyif verdi. Vakit ayıracağım kesinlikle.

“ARP ÇALAN BİR MÜZİSYENİN YAPACAĞI EN BÜYÜK HATA, SADECE ARP ÇALMAYA ODAKLANMAK OLUR”

Birçok enstrümana yatkınsın o zaman. Peki şarkı söyler misin? Arp çalıp bir yandan şarkı söylemek mümkün mü?

Mümkün, piyano çalıp şarkı söylemek gibi. Ama bu konuda ben yokum. Benim şarkı söyleme alanım keyifli sofralardan ibaret.

Şüphesiz Türkiye’de en az tanınan ve bilinen enstrümanlardan biri arp. Arp çalmak isteyen ve bu konuda uzmanlaşmak isteyen genç müzisyenlere önerilerin ne?

Evet az biliniyor. Arpist diyince verilen klasik tepkiler var. “Artist mi, alp mi, art mi, o nedir?”, “Lir var ya hani, onun büyüğü, çizgi filmlerde görmüşsünüzdür, kanunun dik hali gibi düşünün” şeklinde diyaloglar yaşıyoruz. Ama eskiye göre ciddi oranda daha iyi tanınıyor. Bunda tüm arpistlerimizin emeği büyük. Bazen saygın müzisyenlerin bile küçümsediği, kapasitesini bilmediği bir enstrüman arp. Orkestra içinde de yeterince anlaşılmıyor sahip olduğu renk zenginliği. Solo arp konserlerinin sayısı arttıkça insanların bakış açısı değişti. Her konserimden sonra yanıma gelip “Arp ile bunların yapılabileceğini bilmiyordum, şaşırdım” diyen insanlar var ve arp çalmak isteyenlerin sayısı artıyor. Genç arpistlere en büyük tavsiyem doğru hoca ile ilerlemeleri olur. Eğer çalarken eliniz kolunuz ağrıyor ve hocanız size bunun normal olduğunu, biraz dinlenince geçeceğini söylüyorsa çalsın tehlike çanları! Dikkat edin, bu olmamalı. Doğru teknik, her şeyin temeli ve yanlış oturan tekniği düzeltmek çok uzun, yıpratıcı bir süreç. Teknik; amaç değil, araç. Kalbinizden gelen müziği parmaklarınız aracılığıyla dinleyiciye iletmek için tekniğe ihtiyacınız var. Diğer nokta ise ufkunuzu açan, hayal kurma fırsatı veren, müzikteki sonsuz olasılıkları size tanıtan bir eğitim ortamı seçmek. Sadece arp değil tüm enstrümanları, orkestraları dinlemek, müziği resim ve edebiyat gibi sanatın diğer dalları ile beslemek lazım. Farklı kültürleri yakından gözlemlemek içingençlerin yolu yurt dışına düşmeli. Arp çalan bir müzisyenin yapacağı en büyük hata, sadece arp çalışmaya odaklanmak olur.

Bir orkestrada arpla en iyi uyumu sağlayan hangi enstrümandır, merak ediyorum. 

Bu sorunun klasik cevabı flüt. Besteciler genellikle flüt & arp sololarına yer verir eserlerinde. Keman & arp ile de sık sık karşılaşırız. Ama benim gizli gizli hayranı olduğum tını korno & arp ikilisi.

En yakın zamanda bir konser var mı?

Evet, 16 Mart’ta keman sanatçısı Cihat Aşkın ile All Saints Moda Kilisesi’ndeyiz. Ardından beni bir Ukrayna macerası bekliyor. 5 Nisan’da Uluslararası Glowing Harp Yarışması’nın açılış töreninde çalıyorum. Devamında yarışmada jüri üyesi olarak yer alacağım. İlk defa perdenin diğer tarafında olacağım için çok heyecanlıyım. 26 Nisan’da ise İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası eşliğinde solist olarak Caddebostan Kültür Merkezi sahnesindeyim.

Fotoğraf: Yuri Lemishenko

Gurur verici hakikaten. 26 Nisan’daki konserine gelmek isterim. Bu kadar yoğun bir müzik hayatının dışında neler yapıyorsun?

Bol bol spor yapıyorum. Haftada 4-5 gün. Saatlerce bir enstrümanın başında oturmak insan doğasına aykırı. Bu duruma bir de stres ekleniyor. Çareyi sporda buldum. Her fırsatta kendimi sahile atıyorum. Deniz huzur kaynağım. Kitaplarım ve bisikletimle yakın dostuz. Konser ve sergileri takip etmeye çalışıyorum. Bu konserlerin büyük kısmı klasik müzik konseri değil. Ama en çok da yalnız kalmaya çalışıyorum. Sadece durmak ve nefes almak, bir ağaç gibi. Bu benim için en büyük ihtiyaç.

Klasik müzikten başka hangi tür müzikleri seviyor, dinliyorsun?

Caz, blues, etnik, rock, R&B, elektronik, trip-hop. Ben müzikte kalite avcısıyım. Kalitesizse, dürüst değilse, duygu eksikse dinlemem, kimse kusura bakmasın. Kulağım kaldırmıyor. Burada kaliteden kastım tertemiz icra edilmiş, teknik mükemmellik değil. Bazen akortsuz bir gitarla sokağın köşesinde bağıra çağıra şarkı söyleyen bir sarhoşu da saatlerce dinleyebilirim, bir duruşu vardır. Kalite derinlik, yaşanmışlık isteyen bir mevzu.

Senin bir ilham kaynağın var mı?

Doğa. Arp ile yakalamak istediğim tınıları doğa üzerinden düşünüyorum genellikle. Sonra renkler, müzik yaparken yoğunlaşan, berraklaşan renkler var gözümün önünde; ders verdiğim öğrenciler. Onlara öğretirken ben öğreniyorum. Ve acılar. Bu topraklarda yaşanan haksızlıklar. İnsanlığın dünyayı getirdiği nokta. Oturup hepsine ağlama potansiyelim var ama sanırım bir ergenken yeterince ağladım ve artık hepsi birer ilham kaynağına dönüştü.

Bestelerin var mı?

Var da yok gibi. Nedense yıllarca bu konuya uzak tuttum kendimi, sahip olduğum bilgiyle bu işe girişmeyi hadsizlik olarak gördüm. Ne saçma! Ufak yaşta konservatuvarda işin teknik kısmını öğrenip aslında ne kadar donanım gerektiren bir iş olduğunu görünce korktum. Okulda teknik bilgilere boğulup duyguları basit bir dille de yansıtabileceğimizi unutuyoruz. Bir de bunun üstüne benim rahatsız edici boyuttaki detaycılığım eklenince yaz-yırt-at üçgeninde takıldığım bu konuyu rafa kaldırmıştım. Yıllar sonra bu fikri attım kafamdan ve denemelere başladım. Şaşırtıcı şeyler olmaya başladı. İleride “Bu benim bestem” diye paylaşacağım işler çıkacak.


“YAPTIĞI İŞLERİ, BAŞARILARINI HEMEN UNUTAN BİRİYİM BEN. AJANDAM YAŞAM KOÇLUĞU YAPIYOR BANA”

Ajanda tutuyor musun? Evetse içinde neler var?

18 yaşında Salzburg’da minicik bir ajanda aldım. Bağımlılık yaptı. Her yıl dozu artırıp bir büyük boy alıyorum. Randevularımı, hayallerimi, bana ilham veren olayları yazmak için ısrarla teknolojiyi kullanmıyorum. Kalemle yazmam lazım. Bu durum arkadaşlar arasında dalga konusu. Prova tarihi mi belirlenecek? Herkes telefona bakıyor, ben çantadan koca ajanda çıkarıyorum. Arada bir kitap okur gibi okurum ajandamı. Yaptığı işleri, başarılarını hemen unutan biriyim ben. Böyle durumlarda ajandama bakıp “Kendine haksızlık etme” diyorum. Ajandam yaşam koçluğu yapıyor bana.

Müzik kariyerin için henüz gerçekleşmemiş bir hayalin var mı?

Çok fazla. Her gün yeni bir hayal ekleniyor listeye. Özellikle öğrencilik hayatım bittiğinden beri bir fikir fırtınasına tutuldum, nereden başlasam diye düşünüyorum. Doğru zamanı beklemek koca bir yanılsama olsa da, doğru sıralamanın önemine inanıyorum. Sınırsız hayal, doğru sıralama, nokta atışı. Hep böyle yaptım. Yakında gerçekleşeceğine inandığım hayallerim bende kalsın, size sürpriz olsun. Uzun soluklu iki büyük hayalim, aslında derdim var. Biri klasik müziğin sadece küçücük bir kitleye hitap ettiğine dair oluşmuş yanılgı. Bunun sebebi klasik müzikle yanlış şekilde tanışmış, hatta hiç tanışmamış olmak. Hiç tatmadığı yemekleri sevmediğini söyleyen insanların durumuyla aynı. Bu algıyı kırmakta payım olması gerek. Tamam klasik müziği, enstrümanları köylere götürelim, tanıtalım ama şehrin ortasında sanki başka bir galakside yaşıyormuşçasına korkunç müzikler dinleyen, varlıklı, donanımlı, eğitimli insanlar var. Köydeki teyzem türkü dinliyor; dürüst müzik. Şehirdeki insanın önüne atılan müzik ise yalan. Popüler şarkıların sadece sözlerini ele alsak, hüzünlü bir tema var deriz. Ama müzik devreye girince zıplamak gerektiren bir şeye dönüşüyor. En garip kısmı ise dinleyenlerin ikisini de yapmayıp anlamsızca uzay boşluğunda süzülmesi. Kesinlikle suçlamıyorum. Herkesin kulağı bunları ayırt etmek zorunda değil. Ama biz müzisyenler ortaya daha kaliteli işler koymak ve ulaşılabilir kılmak durumundayız. Bu derdimle ilgili projelerim, hayallerim var. Diğer derdim ise bir arp öğrencisi olarak çektiğim zorlukları, tek başıma verdiğim savaşta yaşadıklarımı benden sonraki kuşağın yaşamaması. Eğitim için doğru yeri seçmek, iyi bir enstrümanla çalışmak, burs bulmak, bir arp alabilmek, kariyer planlaması yapmak gibi konularda tek başımaydım ben. 18 yaşında bir bavulla Avrupa’nın göbeğindesin, arp çalıyorsun, Türksün, yalnızsın, örnek alabileceğin biri yok. Çok şey öğrendim. Bunları paylaşacağım; yetenekli gençleri daha ileri taşıyacak bir projem var. Bu hayali tanımlarken bile çok heyecanlanıyorum. Görüldüğü gibi sorun hayallerimdi ve ben dertlerimi anlattım sana. Benim ayallerim dertlerimden besleniyor. (Gülüyoruz.)