Erzincan yollarından geldi cevaplar. Bugün de onu ve onun gibi güzel sesli kadınları dinlemek için ben yollara düşeceğim. Çok uzağa değil ama canım, Beşiktaş’a.
7 Mart’ta %100 Açık Sahne, bu defa Kadın Sahne’ye dönüşüyor. Birbirinden iyi müzisyenlerin sahne alacağı konserde Melis Danişmend de olacak.  Ama önce Ajandakolik Kadın Söyleşileri’nde konuğum. 

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu

Biz albüm bekliyorduk, o, ‘hırka’sının cebinden single çıkardı. Üstelik bizi tam da dönmek istediğimiz 90’lara ışınlayarak… ‘Hırka Kokusu’ adı üstünde buram buram 90’lar kokuyor. Melis Danişmend’i Kadınlar Haftası’nda yakaladık. Müzikten başladık gazeteciliğe uzandık, adaletsizlikten, mücadeleden ve direnişten bahsettik.


Son albümün ‘Ve Ev’den üç yıl sonra yeni single’ın çıktı nihayet: ‘Hırka Kokusu’ isimli şarkında sana Ufuk Beydemir eşlik ediyor. Sesleriniz birbirine çok yakışmış. Şarkının hikayesini dinleyelim. ‘Hırka Kokusu’ ismi nereden çıktı?

Çıkış noktasının tamamen 90’larla bağı var. Ufuk’la ilk tanıştığımızda 90’lar Seattle döneminin ikimizin de hayatında önemli bir yer tuttuğunu fark ettik. Dinlediğimiz gruplar, o dönemin karanlık ruhu ve müziğe bakış açımız benzerdi. Bu şarkı uzun zamandır değinmek istediğim bir ruh halini yansıtıyor aslında. Sanırım doğru zaman bu zamanmış. ‘Hırka Kokusu’ ismi de hem şarkının hissiyatını yansıtması, hem 90’ları çağrıştırması hem de şarkı içinde geçen bir söz olmaması sebebiyle (bunu seviyorum) tercihim oldu.


Peki yakın zamanda bir albüm müjdesi alır mıyız senden yoksa single’larla mı devam edeceksin?

Aslında bunu bir single olarak planlamamıştım. Ufuk’la yeni bir şeyler yapmaya karar verdik ve çok hızlı şekilde yol aldık. Gördüğüm en hızlı hareket eden müzisyenlerden biri kendisi. Fikirlerimiz de uyuştuğundan kolay ve doğal bir çalışma süreciyle ‘Hırka Kokusu’ çıktı ortaya. Bundan sonrası için tek şarkı olabilir. Ama eninde sonunda bir albüm gelecek.

“HAYAT VE YAŞANANLAR İNSANA KABULLENME DUYGUSU GETİRİYOR”

Sahnedeki duruşun ve özel hayatındaki çizginle hep ‘ölçülü’sün, sanki doz aşımın hiç yokmuş da her şey karşısında hep olgunmuş gibisin. Ayrıca çok ‘cool’sun. Nasıl oluyor tüm bunlar?

Teşekkür ederim. (Gülüyor.) Hayat ve yaşananlar insana kabullenme duygusu getiriyor. Su akıyor, yolunu kaybetse de sonunda buluyor.

Tüm bunlardan yola çıkarak o zaman seni bu hayatta en çok ne sinirlendirir? Ne için küfür edebilirsin mesela? 

Kesinlikle adaletsizlik. Herhangi birinin haksızlığa uğraması beni çileden çıkartabilir.

Bu akşam ‘Kadınlar Günü’ şerefine pek çok sanatçıyla sahnede olacaksın. Bir tür ‘kadın dayanışması’. Neler hissediyorsun?

Kadınların gücünü, fikirlerini, yeteneklerini birbirleriyle ve insanlarla paylaşmasını çok önemsiyorum. Biz de sesimizi, sözlerimizi, müziğimizi paylaşarak her koşulda kadın mücadelesine destek olmaya devam edeceğiz.

Peki ya Türkiye’de kadın olmayı nasıl değerlendireceksin? Kaşının altında gözü var diye bu memlekette kadınlar öldürülüyor. 

Türkiye’de kadın olmak maalesef çok ama çok zor. Sürekli bir mücadele içinde olmak, yanlış yerleşen değerleri düzeltmeye çalışmak, kendini ispatlamak zorunda kalmak, canı için savaşıyor olmak… Bitmek bilmiyor. Mücadele bizim vazgeçilmezimiz.

Feminizme inanıyor musun? -izm’lerle aran nasıl?

Evet kadın haklarını koruyan, cinsiyet eşitsizliğiyle mücadele eden, kadınların özgürleşmesini savunan her türlü
-izm’e inanıyorum.

Kadın olmanın senin için anlamı ne? 

Derinlik.

Seni bu akşamdan sonra ne zaman bir daha sahnede görme şansı elde edeceğiz?

Nisan ayında İzmir ve İstanbul konserlerimiz olacak.

Ajanda tutuyor musun? 

Yıllarca küçük büyük çok çeşitli ajandalar tuttum. Defterlere karşı ayrı bir merakım vardır. Fakat son iki senedir telefon ajandasına geçmek durumunda kaldım. Taşıması kolay ve pratik. Benim gibi eski ruhlu birine çok uygun değil ama teknolojiye karşı koyamadım maalesef.

Soyadının anlamı nereden geliyor?

Tarihteki Danişmend Beyliği’nden geliyor.

Bir yandan gazeteciliğe de devam ediyorsun. Socrates Dergi’yle çalışıyorsun, başka kaçırdığımız bir şeyler var mı? 

Evet gazeteciliğe, daha doğrusu röportaj yapmaya ve köşe yazmaya devam ediyorum. Gazete Kadıköy’de her ay yayımlanan bir müzik köşem var. Bunun yanı sıra redbull.com için ‘Şimdi Neredeler’ adlı bir röportaj serisi hazırlıyorum. 80’ler ve 90’lar’da hayatımıza giren, sevdiğimiz ve şu anda ne yaptığını merak ettiğimiz isimlerle bir araya geliyorum. Müthiş nostaljik ve zevkli bir iş benim için. TRT’nin meşhur İngilizce öğretmeni Zülal Balpınar, Tuğçe San, Cemali, Mansur Ark röportaj yaptığım isimlerden bazılarıydı. Socrates’e de belirli aralıklarla röportajlar yapmaya devam ediyorum.

“BİZDE MÜZİSYENLİK TATLI BİR MÜZİKAL GİBİ GÖRÜNÜR” 

Bana göre dünyanın en muhteşem mesleği müzisyenlik. Hem para kazanıp hem eğlenmek hem de adeta ilahi bir gücü olan müzikle uğraşmak müthiş bir şey. Sence de öyle mi? 

En muhteşemi mi bilmiyorum ama benim ruhuma ve dünyama en uygun olanı diyebilirim. Bana uygun olanı keşfetmiş ve yıllardır bunu yapıyor olmak da durumu muhteşem kılıyor aslında, evet. Fakat işin bir de sahne arkası var. Bizde müzisyenlik genel olarak tatlı bir müzikal gibi görülür. ‘La La Land’in o meşhur dans sahnesi kadar büyülü ya da bir Türk dizisinde olabileceği kadar hızlı ve görkemli bir yükseliş… Yani masalsı bir tarafı olduğuna inanılır. Ben bunun böyle olmadığını biliyorum. (Gülüyor.) Hele ki bağımsız-alternatif kulvarda ilerliyorsanız büyük bir mücadele, yüzlerce engebe ve bunlara karşı geliştirmeniz gereken adeta bir sporcu kuvveti var. Yine de bu bir aşk. İnsan bir kere sevdi mi onun için her şeyi göze alıyor.

Bu söyleşiye bir fon müziği koyacak olsan ne olurdu?