banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

İlhan Erşahin: “Müzikte yeni tarzlar dinlemek pozitif düşünmenizi sağlar”


Ajandakolik’te Caz Haftası devam ediyor. 30 Nisan Uluslararası Caz Günü’nden yola çıkarak “Çünkü Caz Tek Bir Güne Sığmaz” mottosuyla caz müziğin Türkiye’de sevilmesine, yaygınlaşmasına emek veren müzisyenlerle uzaktan da olsa bir araya geldik. Kimiyle telefonda kimiyle önce sosyal medyada sonra da mail yoluyla sohbet ettim. Yaklaşık 10 gün boyunca sürecek olan bu mini söyleşi serisinde davulda, piyanoda, bas gitarda, perdesiz gitarda, saksafonda, kontrbasta, vokalde kimler kimler yok ki… 

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu

Dünyanın dört bir yanında onun müziği var. Projeleri hiç tükenmiyor tıpkı enerjisi gibi… Öyle ki karantina sürecinde bile dur durak bilmeden çalışmaya devam ediyor. Koronavirüs salgını nedeniyle bugünleri Brezilya’da geçirmek zorunda kalan müzisyen İlhan Erşahin, Ajandakolik’e konuk oldu. 


Nasıl geçiyor karantina günleri? Neler yapıyorsun?

İyi geçiyor, tabii ki tuhaf günler… Bekleyerek, düşünerek geçen günler… Yaratıcı ve güçlü olmaya çabalıyorum.

Seyahat etmemek, turneye çıkmamak, konser vermemek canını sıkıyor mu?

Evet, çok! Ama dediklerine göre çok da fazla beklemeyeceğiz umarım.

Şu an bütün Nublu Caz Kulüpleri de kapalı. ABD bu salgında çok sayıda kayıp verdi. Orada şu an hayat nasıl? Gözlemlediklerin neler?

Sao Paulo’da her yıl düzenlediğim Nublu Caz Festivali için mart ayının ortasına kadar Brezilya’daydım. Festivalin hemen sonrasında 16 Mart’tan sonra New York’ta ve Brezilya’da salgın patlak verdi. Uçuşum iptal oldu ve hâlâ Brezilya’dayım. New York’a dönmek için bekliyorum. Burada yaklaşık altı haftadır karantina var. Tüm restoranlar kapalı. Süpermarketlere falan aynı anda ancak beş kişi girebiliyorsunuz. New York’taki ve İstanbul’daki yakın arkadaşlarımla, müzisyenlerle sürekli iletişim halindeyim.

Ertelenen çok projen ya da konserin oldu mu? Bunlar nelerdi?

Evet, aslında İstanbul’a, Ankara’ya ve İzmir’e çalmak için gidecektim bugünlerde. İstanbul Sessions olarak Avrupa’daki bazı program tarihlerimiz iptal oldu. Umarım gerçekten de çok uzun sürmez bu durum.

Peki umutlu musun, sence dünya bu salgından bir an önce kurtulabilecek mi ve hatta daha iyi bir yer olacak mı dersin?

İşlerin genel anlamda iyi gideceğini umuyorum ama giderek iyileşeceği konusunda şüphelerim var. Olabilecek en iyi şey, her şeyin eskisi gibi olması, daha iyi olması…  Keşke olsa ama emin değilim. Hepimiz kapitalist makineleriz. Dünyanın bundan nasıl çıkacağını bilemiyorum.

Geçtiğimiz günlerde alto saksofon solisti Lee Konitz’i korona yüzünden kaybettik. Kendisiyle tanışma ya da çalışma şansın olmuş muydu?

Evet onunla birkaç defa bir araya gelmiştim. Muhteşem bir insan, gerçek bir sanatçı. Yaptıkları işlerde kendi yollarını ve tarzlarını belirleyen müzisyenleri seviyorum. Sadece tek bir çizgide gitmiyorlar ve diğerleri gibi değiller.  Lee Konitz, kendi sesine sahipti ve hep melodileri düşünüyordu. Bir zamanlar beraber müzik yaptığım, çok iyi bir bas gitarist olan arkadaşım Ben Street, Konitz’le birlikte çok çalmıştır. Sanırım onun vasıtlasıyla tanışmıştık. Ayrıca birkaç defa Nublu’ya da gelmişti.

Bunun gibi felaketlerin bazı sanatçıların üretimlerine büyük katkısı olduğunu söyleyenler olduğu gibi kimileri de üretememekten şikayetçi. Bu konuda ne düşünüyorsun? Seni nasıl etkiliyor? 

Bir süredir birkaç projeyle meşgulüm. İlk üzerinde çalıştığım Butch Morris’in yönettiği Nublu Orkestrası olarak yaptığımız 10 canlı konser. Yaklaşık 8-9 yıl önce bazı festivaller ve konserler yapmıştık, şimdi bunları yayınlamaya karar verdik. Bizim Istanbul Sessions’ın yeni albümünü de hazırladık. Şimdi albüm kapağını, ne zaman çıkacağını falan planlıyoruz. Ayrıca daha önce “Wonderland” olarak Hüsnü Şenlendirici, Alp Ersönmez, İzzet Kızıl ve Volkan Öktem ile Londra’daki otelde ve Yakup Restoran’nda kaydettiğimiz canlı performansı da yayınlayacağım. Aslında video olarak yayında ama bu defa albüme koyacağım onu. Bir de burada Brezilya’daki müzik grubum Praia Futuro ile bir projeyi bitirmek üzereyim. Birkaç ay önce kaydettik, şimdi de vokalleri ve diğer teknik şeyleri ekliyoruz. Kendimi genel olarak Netflix’ten, televizyondan uzak tutarak meşgul etmeye çalışıyorum yani.

Türkiye’de ne yazık ki çok fazla caz kulübü yok. Bu konuda büyük bir eksiklik var. O kulüpler, bizler için filmlerde gibi bir şey… Cazın insanlara ulaşması daha çok festivaller aracılığıyla oluyor. Sen bu konuda ne dersin?

Sadece İstanbul’da yok değil. Kulüpler, dünyanın pek çok yerinde çok ama çok az, festivallerse çok daha fazla. Kulüp sahnesinin, müziğin, grupların ve müzisyenlerin büyümesi için gerekli olduğunu düşünüyorum. Ayrıca seyirciler için caz ve doğaçlama müziği göz önünde deneyimlemek çok önemlidir. Festivaller de harika ama her zaman soundcheck gibi ses sorunları oluyor. Ben kulüplerde çalmayı gerçekten çok seviyorum.

Merak ediyorum müzik kariyerin boyunca kaç saksafon çalmışsındır? Bir başka saksafonu ele alınca çok farklı geliyor mu?

Bu konuda tuhaf bir hassasiyetim var. Pek çok saksafoncu saksafonunu, ağızlığını falan değiştirir. Bense 30 yıldır aynı takımı çalıyorum.

Evde en çok çaldığın caz plağın hangisi?

Öyle en çok çaldığım diye bir şey yok. Yönümü hep değiştiririm. Çoğu zaman bazı albümlere sıkışıp kalırım birkaç hafta ama sonra değiştiririm. Son haftalar müthiş bir müzisyen olan Juliette Greco’yu dinliyorum.

Müzikte çeşitlilik senin için çok önemli. Ajandakolik Caz Haftası’nda cazın senin için yerini ve anlamını sormak isterim. Caz dinleyicisine neler söylemek istersin?

Türkiye’de son birkaç yıldır caz dinleyicisinin giderek çoğalmasına ve insanların cazı keşfetmesine seviniyorum açıkçası. 1920’den bugüne gerçek anlamda müzik demek olan caz büyük bir kelime. Ayrıca sadece cazla sınırlı olarak değil genel müzik olarak keşfetmeyi seviyorum. İnsanların yeni şeyleri keşfettiğini görüyorum. Sadece sevdiğiniz albümlerde ya da tarzda kalmamak adına önemli bir şey. Bu, sizi hem bir insan olarak genişletir hem de pozitif düşünmenizi sağlar.

Bugün fonda ne çalsın?

İstanbul Sessions’tan İstanbul Underground çalsın madem. Bir de “Farewell to Earth” videosunu paylaşmanı isterim.

Hayhah!

 ***

BİR ÖNCEKİ SÖYLEŞİYİ KAÇIRDIYSANIZ…

Cenk Erdoğan: “Doğaçlama müziğin başarısında muhabbet var”

 

YORUM YAP

You don't have permission to register