Söyleşi – Gupse Özay: “Kitaplarımla çocukları gıdıklamak istedim”

ajandakolik



Pek fazla kişiye röportaj vermediğini söyleyince yüzümde güller açtı, yalan yok! Uzun zamandır yapmayı planladığım bir söyleşiydi ve ilk defa yazdığı çocuk kitapları çıkınca da üzerine tatlı oldu! Gupse Özay’la Jüpi’nin maceralarını karıştırdık, korku filmlerine daldık, eltiler, görümceler derken memleketimiz İzmir’e kadar geldik. Bence bu söyleşiyi kaçırmayın, yüzünüz gülecek!

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu

İnsan, gerçek samimiyeti kilometrelerce uzaktan, herhangi bir yazışmadaki küçücük bir kelimeden, incelikten, nezaketten pat diye anlayıveriyor! Şimdiye kadar yazdığım hiçbir mesajı karşılıksız bırakmadı, mutlaka bir şeyler yazdı. Önceleri ekranda görüp de “Ah ne tatlı kadın, keşke komşumuz falan olsa” dediğim biriyken şimdi bunu direkt yüzüne söylediğim biri! Pozitifliğinin, yüksek enerjisinin, hayata, kim olursa olsun, üstten bakmamasının bundan payı büyük. Senarist ve oyuncu Gupse Özay’la magazin olaylarına girmeden, aşktan meşkten bahsetmeden, sadece üretimine dair bir sohbet bu. Ama Barış Arduç’a selamımı söylemeden geri kalmadım elbette!

Yazarlığınız bir yana belki de komik ve eğlenceli olduğunuz için ben siz çocuk kitabı çıkarınca pek şaşırmadım. Jüpi’nin iki hikayesini de okudum ve onu çok sevdim. Eminim çocuklar da sevecektir. Nereden çıktı çocuk kitabı yazmak? Hatta bir seri çıkarmak?

Herkesi güldürmeyi seviyorum. Ama en çok çocukları. Deliha filminde de çok fazla çocuk hayranım oluştu. Hatta sonrasında daha dikkat eder hale geldim film dilime. Bir de yeğenlerim var. Onlarla iletişim kurarken absürd hikâyeler, oyunlar, durumlar kurduğumu fark ettim. Yani kısacası çocukları kitap vasıtasıyla kıkır kıkır güldürmek istedim.

“JÜPİ’NİN BANA BENZER YÖNÜ MERAKLI VE GÖZLEMCİ OLMASI” 

Resimlerini de Dilek Altıntaş Birben yapmış. Hayalinizdeki Jüpi’yle örtüştü mü? Sizin kafanızda Jüpi tam olarak nasıl bir kız? Mesela sizin çocukluğunuzla benzer halleri var mı?

Dilek çok iyi bir çizer. Ben çizgi filme benzer bi çizim hayal etmiştim. Öyle de oldu. Jüpi ile ilgili tek dikkat ettiğim nokta, klişe bir kız çocuğu görselinde olmamasıydı. Yani pembe tütüler, etekler, tokalar istemedim açıkçası.
Bana benzeyen tarafı ben de çocukken meraklı ve gözlemci bir çocuktum. Jüpi’ye, etrafına, sokağa, insanlara dikkat kesen ve sosyalleşmekten korkmayan özellikler vermek istedim.

Bu iki kitapta da mahalle kültürünü ele alıyorsunuz aslında bir yandan. Günümüzde bu kalmadı pek. Çocukların komşu Neriman Teyzeleri, bakkal Nevzat Amcaları artık yok. Deliha filmlerinizde de mahalle bireylerinin birbirine bağlılığı, komşuculuk gibi temel unsurlar göze çarpıyor. Siz çocukken nasıl bir mahallede büyüdünüz? Biraz geçmişe dönelim mi?

Evet insan büyürken yaptıklarını, etkilendiklerini yansıtıyor sanırım üretimlerinde. Benim çocukluğum mahalle dokusunu sonuna kadar yaşadığım şekilde geçti. Komşuculuk vardı; herkesi tanırdım, esnafı bilirdim. Hepsi abi, baba, teyze olmuşlardı. Belki de şu an bunları yeni nesillerin çok fazla yaşayamamasına üzülüyorum.

Gupse Özay tam olarak nasıl bir çocuktu? Deliha gibi fırlama ve bıçkın mıydı mesela? 

Evet evet. Kesinlikle öyleydim. Çok meraklı, cesur hatta yaramaz diyebileceğimiz türden bi çocuktum.


Jüpi ve Bakkal Amcanın Tonton Bıyığı’ ve ‘Jüpi ve Komşu Teyzenin Konuşan Terlikleri’ aslında bir ‘arayış’ hikâyesi de… Her iki kitabın finalinde bende bu etki oldu. Konuşan eşyalar, nesneler, Jüpi’nin onlara yardım edişi ve neyse spoiler vermeyelim ama bir kayboluş ve arayış var. Değil mi? (Ben sayfaları çevirirken bulamamıştım mesela. Hahahaha.) Çocuk kitabı yazmada zorlandınız mı peki, merak ediyorum.

Hahahahaha! Bulamadın di mi? Oh sevindim! Zorlanmadım aslında. Çünkü ders veya öğretme niteliğinde bir kitap değil. Hep bunu söylüyorum ama biraz çocukları gıdıklamak istedim. Zaten absürdü, hayal gücünü çalıştıran şeyleri sevdim hep. Tek zorlandığım şey; çocuk dünyası o kadar hassas ki, yanlış bir şey yapıp tepki çeker miyim diye korktum. Ama yayınevimize güveniyorum. Pedagoglar ile çalışıyorlar.

Bu bir kitap serisi. Diğer kitaplar belli mi? Jüpi’nin kaç macerası daha olur acaba? 

Bu açıkçası okuyucunun talebine bağlı sanırım. Bana kalsa ben devamlı farklı karakterler, farklı hikayeler yazar dururum.

“KADINLARIN BİRBİRİNE DESTEK VERİŞİNE BAYILIYORUM” 

Çok yakın zamanda ‘Eltilerin Savaşı’ filminiz vizyona girecek. Daha önce başımızda görümce  vardı, şimdi de eltiler çıktı. Nedir bu akraba ilişkileriyle alıp veremediğiniz?

Çok seviyorum hahahaha! Türkiye akraba ilişkilerinde bir numara. Hepsinin bir ismi var. Ben kadın hikâyelerine odaklandığım için genellikle kadınlar arası rekabeti dostluğa çevirdiğim hikâyeleri seçiyorum. Görümce kendi yaşadığım şeylerden oluşmuştu; eltiler de tamamen gözlem ile. Kadınların birbirine destek verişine bayılıyorum.

Sizin eltiniz var mı? Nereden geldi bu hikaye aklınıza?

Eltisi olan çok insan var etrafımda. Zaten sosyal medyada da istediğimiz şeylere ulaşıyoruz artık. Görümceyi yazarken zaten eltiler vardı kafamda. Ama görümceliğe daha hakimdim. O yüzden şimdi ondaydı sıra.

Kaynana gelin, kayın peder damat temalı filmler Hollywood’da bir ara popülerdi. Hatta Jane Fonda ve Jennifer Lopez’in böyle bir filmi vardı. Biz de “Vay Kaynanam Vay” diye çevirdiler. Siz de bu klişeyi işler misiniz acaba bir başka filminizde? Yoksa eltiler, görümceler yeterli mi?

Türkiye’de ve dünyada en ele alınan konu kayınvalidelik. Dizilerde de sinemada da çok var. Ben yaşları daha yakın bir rekabeti seçtim. Eltiler, görümceler daha yeni açıkçası. Biraz da onlara yakından bakalım dedim.


Filmin diğer eltisi Merve Dizdar ile de güzel bir uyum yakaladınız sanırım. Nasıl geçti çekimler?

Müthişti. Merve inanılmaz bir insan ve oyuncu. Çok şanslıydım. Tek zorluğu devamlı gülme krizlerine girmemiz oldu. Ömrümüz uzadı, çekimler de uzadı, hahahaha!

Komediye çok yakışıyorsunuz, ona ne şüphe! Peki bir dram filminde oynamak ya da böyle bir filmin senaryosunu yazmak gibi istek var mı?

Şu an için zaten komedi yapsam da her filmime bir minik dram koyuyorum. İleride baştan sona bir dram yapar mıyım bilmiyorum. Ama galiba insanı ağlatmayı değil de güldürmeyi seviyorum.

Bir başka söyleşide “İyi bir korku filmi izleyicisiyim. En dandiğini bile severim” demişsiniz. Favori korku filmleriniz neler?

O kadar çok ki… Küçüklüğümden beri hepsini izlerim. Köpekbalıkları, piranalar, ne bileyim testereli katiller, öcüler. Sanırım adrenalin yaratan korkma eylemini seviyorum. Bir de o kadar beynimiz yoruluyor ki düşünmekten; bazen boş ve heyecan yaratan şeyler iyi geliyor bana.


Deliha da seriye bağlayan filmlerden. Onun da altıncısı, yedincisi olur mu? Aslında keşke olsa… 

Bilmiyorum. Yani tek bir karaktere takılmak bana göre değil. Ama evet çok seviliyor. Ben de özlüyorum onu. Ama şu an böyle bir planım yok.

Hollywood’da da örneklerini görüyoruz. Film için kilo alıp veren ünlü isimlerden birisiniz siz de. Hatta Türkiye’de bunun en iyi örneği siz olabilirsiniz. Kaç kilo aldınız, kaç kilo gitti sonra? 

Her iki film için de yirmi küsur kilo aldım ve verdim. Hata yaptığımı da söyledim. Yani bir film için kilo alınır mı? Bence alınır ve verilir. Sadece daha profesyonel olup zamana yayabilirdim. Hayatta her şeyi çok hızlı yapmak istemememin zararlarından biri.

“İYİ ESPRİ YAPMANIN SIRRI GÖZLEM VE ZAMANLAMA” 

Kendinizi hangisinde daha iyi görüyorsunuz; yazarlık – oyunculuk?

Güldürmek en iyi bildiğim şey. İkisini de seviyorum. yazmak da eğlenceli oyunculuk da. Yazmak asosyallik, oyunculuk sosyallik içeriyor. Ama sanırım oyunculuğu daha kolay yapıyorum.

Gerçekten iyi espri yapma kabiliyetinin sırrı nedir sizce?

Zamanlama. ‘timing’ dediğimiz şey. Güldürmeyi istemek bi süre sonra insana bunu huy edindiriyor ve kendi yöntemlerini seçiyor. Ben çocukluğumdan beri güldürmeyi seviyorum. İşin sırrı iyi gözlem ve zamanlama.

İnsan sizinle aile dostu, akraba ya da en azından komşu falan olmak istiyor. Böyle ara sıra çaylarda buluşulsun, sarılınsın, sohbet edilsin falan… Kamera arkasında, sette insanlara neşe saçıyorsunuz. O çok belli. Ekrandan da öyle, gülüşünüzden de. Whatsapp’ta sizinle yazışırken bile o enerji geçiyor insana. Böyle pozitif olabilmek her gün mümkün değildir ama değil mi? 

Hahahaha… Teşekkür ederim. Yani öyle bi’ his geçiriyorsam… Pozitif olmaya çalışıyorum. Çünkü enerji düşürmek bencilce geliyor. Oysa pozitif olma çabasıyla her şey çok daha hızlı ve kolay ilerliyor. İyi insan seviyorum. Vicdanlı insan seviyorum. Tersini gördüğümde irtibatı çok hızlı şekilde keserim. Bir yaştan sonra tahammül azalıyor. O yüzden her zaman böyleyim diyemem ama çabalıyorum diyebilirim.

Ajandakolik’in klasik bir sorusu var: Ajanda ya da not defteriniz var mı, içine bir şeyler karaladığınız? 

Benim her zaman defterim vardır. Hem de bir sürü. Hayatta en sevdiğim şey defter ve kalem. Çünkü üretmeyi seviyorum. Fikir, hikâye, senaryo, resim…

Söyleşiyi tam da Nobel Edebiyat Ödülü’nün verildiği gün yapıyoruz. Senarist, yazar Gupse Özay’ın edebi yönü nasıl? Kimleri okur, kimlerin üslubunu seversiniz? 

Edebi yönüm iyi değildir benim. Daha çok psikoloji, bilim gibi konularda kitapları okumayı seviyorum. Neden bilmem.

İkimiz de İzmirli ve aslan burcuyuz madem, siz de solak mısınız diye sorayım. Memleketin sizin için anlamı nedir ?

Solak değilim. Annem solak. Ama sanırım solaktım ama sağa yöneldim. Çünkü her iki elimle de yazabiliyorum rahatça. Veya sporda hep solumu kullanıyorum. Çok kişi söyledi aslında solak olduğumu.İzmir’e aşığım. Herkes doğup büyüdüğü yeri sever ama ben gerçekten aşığım. Çok özlüyorum. İnsanını, insanının sevecenliğini, tatlılığını, cesurluluğunu…  Ailem orada yaşıyor hâlâ. Neyse ki çok sık gitme şansım var.

Konuğum olduğunuz için çok mutluyum. İyi ki varsınız…

Ben teşekkür ederim. Çok tatlısınız.

Next Post

Netflix, Elif Şafak'ın 'Aşk' kitabının haklarını aldı

Netflix bugün Almanya’nın en büyük kitap fuarlarından biri olan The Frankfurter Buchmesse’te, Man Booker ödül adayı, eleştirmenler tarafından övgüyle bahsedilen başarılı yazar Elif Şafak’ın ‘Aşk’ adlı kitabının haklarını aldığını duyurdu. Türk edebiyatının çok satan yazarlarından Elif Şafak’ın bir döneme damgasını vuran ve yine çok satan romanı ‘Aşk’ın hakları için Netflix […]

Bizi takip edin