Yıllardır sosyal medyada birbirimize arkadaşlık eder dururuz ama hayat bu ya bir türlü bir araya gelememiştik. Oyuncu Füsun Demirel’i yerinde, sahnede ziyaret ettim, nihayet ‘Aşk Dersleri’ni de izledim. Oyunla ilgili konuşulacak çok şey vardı, sezon bitmeden yakaladım. Çok sevgili, değerli oyuncu Füsun Demirel, bugün Ajandakolik’te konuğum oldu. 

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu

Ben bu söyleşiyi yapmadan önce henüz mazbata alınmamış, oylar sayılmaya devam ediyordu. Baharın geldiğinden emin değildik pek çünkü yağmurlar şehrin yakasını bırakmamıştı daha. Şimdi dışarıda güneş var ve biz iki kadın hem aşktan hem bahardan konuşuyoruz. Bir de içimden bir dilek tutmuşum, avazım çıktığı kadar da bağırıyorum bir yandan. Füsun Demirel ekranlara geri dönsün… Onu çok özledik!

Hem çevirisini yaptığınız hem yönettiğiniz hem de oynadığınız ‘Aşk Dersleri’ dördüncü sezonuna girdi. Tebrik ediyorum. Bu kadar beğenilmesinin nedeni ne oldu sizce?

Oyunumuzun içeriği çok güncel ve her sezon yeni konular ilave etmeye gayret gösteriyoruz. Güncel olayları dahil ediyoruz. ‘Aşk Dersleri’ bence çok daha uzun yıllar sahnelenmeye devam edecek.

‘Aşk Dersleri’ için tam bir oyun demek mümkün değil sanırım. Sizin seyirciyle konuşmalarınız, sohbetiniz bir yandan bir tür bilgi verici stand up niteliğinde. Hem eğitici hem de komik. Neler anlatıyorsunuz?

Aynen öyle. Bu aslında gerçekten enformasyon niteliğinde bir çeşit sohbet buluşması. Ama tiyatro kalıplarında. Konuşma aralarındaki oyunlar da lezzet katıyor. Elbette biçim olarak fars komedisinden yararlandık. İnsan anatomisini bilimsel bir şekilde sunuyoruz. Cinsellik tabularımızdan söz ediyoruz ve bu zaten üzeri örtülü bir mesele. Biz de örtünün üzerini biraz araladık oyunda. Bu konuları konuşmak, tartışmak ve düşünmek isteyen binlerce insan var. Bu bir ihtiyaç, çünkü çocuklarımız ve gençlerimiz maalesef bedenlerinden uzak, onu keşfedemeyerek büyüyorlar. Oyunda kapalı ve tutucu aile kalıplarının yarattığı erozyonu aktarıyoruz. Çiftler arası uyumsuzluklardan, ebeveyn-çocuk arası iletişim eksikliklerınden, kadınların kendi bedenlerine neden bu kadar yabancı olduğundan, erkeklerin kadın bedeni üzerindeki bilgisizliklerinden, kadınlık halllerinden, kadına ve çocuklara yönelik cinsel istismar ve tacizlerden, tecavüzlerden ve kadın cinayetlerinden söz ediyoruz.

Cinselliği ironik ve apaçık şekliyle anlatmanız seyircide rahatsızlık hissi yaratıyor mu sizce? Oyunlar sırasında bunu gözlemlediğiniz oldu mu?

Evet evet yaratıyor. Ama çok normal, anlatırken ben de hâlâ tabularımdan kurtulamıyorum ve zorlandığım anlar yaşıyorum. Bir çeşit toplu terapi gibi düşünüyorum oyunu. Aslında kendimizle, partnerimizle paylaşıp yüzleşemediğimiz pek çok sorunu bir salon dolusu tanımadığın insanla aynı anda dinleyip ona tepki veriyorsun. Gerçekten zor. Bazen oyun arasından sonra erkek izleyicilerin bir kısmının gittiğini gözlemliyorum. Çiftler geldiğinde, kimi zaman kadın, kocasının yanında gülemiyor. Bence oyunun yarısından sonra bir açılma, rahatlama oluyor.


“KADINLIK HALLERİ ÖYLE TRAJİKOMİK Kİ, BIRAKSAN OYUN ÜÇ SAATE ÇIKABİLİR”

Deneyimlerinizden, hayatınızın parçası insanlardan da örnekler vererek yaşatıyorsunuz, ‘Aşk Dersleri’ni. Asıl metni de merak ettim bu yüzden. Dario Fo, Franca Rame, Jacopo Fo üçlüsünün yazdıklarıyla sizin anlattıklarınız nasıl örtüşüyor? Metni İtalyanca aslında çevirirken nasıl şekillendirdiniz?

Dario ve Franca, oğulları Jacopo’nun yazdığı ‘Zen Budizmi ve Sevişme Sanatı’ kitabından yola çıkmış, ‘Seks? Eh Hayır Demem!’ isminde bir oyun yazmış. Orijinal metin, Franca’nın hikayesi aslında. Yani Franca kendi cinsellik serüvenini anlatıyor daha çok. Dario ile hikayesini, oğlu Jacopo’nun ergenliğinde yaşadıkları anne oğul hikayelerini ve daha birçok şeyi… Ben 2003’te bunu oyunlaştırmak istedim. Franca bana “Füsun bu benim hikayem. Uyarlaman lazım; kendi hikayeni ilave edip sahneye koy” demişti. Tabii bunu yapmak öyle zor ki! Burası İtalya mı!? Kendi hikayemi anlatabilmem cok zor. Metni hep başucumda beklettim. Yıllar aldı. Defalarca uyarlamalar denedim. Sonunda ‘Aşk Dersleri’ oluştu. Aslında konu başlığı olarak önce koyup sonra çıkardığım ‘kürtaj’ başlığımız vardı. Kadınlık halleri öyle trajikomik ki, bıraksan oyun üç saate çıkabilir.

Tam da siz başlıklara değinmişken… ‘Aşk Dersleri’, çeşitli başlıklar altında toplanmış. Çoğu, toplumun yaralarını işaret ediyor. Söyleşinin başında da dediğiniz gibi çocuk gelinlerden de bahsediyorsunuz, tecavüzden de.  Her oyun da bunları anlatmak size de ağır gelmiyor mu? 

Gelmez mi, çok ağır hem de. Bazen ağlamak istiyorum, zor tutuyorum kendimi. Sesim içe kaçıyor, seyirciyi bu anlamda etkilemek istemiyorum. O nedenle mümkün olduğu kadar duygu kontrolü yapıyoruz hepimiz.

Billur Kalkavan‘la yaptığım söyleşide o, Türkiye’de korkunç bir cinselliğin varlığından söz etmiş hatta şunları söylemişti: “Türk insanının siniri, stresi, cinsel sağlığının iyi olmamasından hep. Bizde ayıp – yasak – günah üçgeni her şeyi mahvediyor. Korkunç bir cinsellik var Türkiye’de.” Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Haklı, şiddetin bu denli boyutlara varmasının, ekonomik refah düzeyinin düşmesi, yoksulluk ve cinselliğin doğru yaşanamamasından kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Yasaklar ne kadar fazla olursa, bastırılmış duygular farklı cereyan ediyor. En büyük faktörlerden birisi de eğitim ve kültürel yozlaşma. Toplumun dönüşmesi bu iki unsura bağlı.

“KLİTORİSİ İLK KEZ DUYAN YÜZLERCE KADIN VE ERKEK VAR” 

Kadınlar gerçekten de cinsel organlarının bedenlerinin bir parçası olmadığını düşünüyor ve utanıyor. Bunu aşabilecek miyiz? Sizin oyununuz da bunu aşmak için büyük bir algı oluşturuyor aslında. Ancak yine de oyuna gelenlerin çoğunun bu bilgiye sahip olduğunu düşünüyorum ben. Yani eğitimli bir kesimin oyunu izlediğini…

İnan Nilüfer, eğitimli dediğimiz insanlarda da öyle eksik bilgiler var ki. Oyunu defalarca izleyen kadınlar var. Klitorisi ilk kez duyan yüzlerce kadın ve erkek var. Maalesef organlarımızdan utanarak büyüyoruz. Maalesef çoğu kadın, orada neler var bilmiyor. Bence bunu aşmanın tek yolu, bilimsel olarak anatomimizi incelemek, bedenimize dokunmak, onu görmek, varlığını kabul etmek.


Size oyunda eşlik eden hatta oyunun içinde oyun yaratan iki oyuncu daha var. Ekip arkadaşlarınızdan da bahseder misiniz? 

Onlar harika sahne partnerlerim benim: Serpil Özcan ve Mert Küçülmez, Şahika Tekand Stüdyo Oyuncuları mezunları. Her ikisi de işini tüm ciddiyetiyle yapan profesyonel, çok yetenekli iki oyuncu. Uzun yıllar başka oyunlarda da onlarla yola devam etmeyi çok isterim. İyi bir eğitim aldıkları için tıyatro disiplinleri çok yüksek. Oyunculuğu tiyatronun bütününden ayırmıyorlar, rollerini oynayıp kenara çekilmiyorlar. Onlar işin mutfağında ve her alanında varlar. Özellikle ikisi arasında çok doğru bir oyuncu alışverişi var ve bu, sahneye yansıyor. Aktör egosu onlarda mevcut değil, tıpkı bende olduğu gibi. İşte bu yüzden Serpil ve Mert ile sonsuza kadar yol devam.

Peki, önümüzdeki günlerde ‘Aşk Dersleri’ni nerelerde izleyebiliriz?

İstanbul’da sezon finalini Moda Sahnesi’nde gerçekleştireceğiz. 2 Mayıs’ta 20.30’da oyunumuz. Ve 4 Mayıs’ta  Yalova yolcusuyuz. Yalova Rauf  Dinçkök Kültür Merkezi’ndeyiz.

Sudan’da El-Beşir’in 30 yıllık şeriat yönetimine karşı protestolarda kadınların ne kadar fazla olduğunu sosyal medyada veya haberlerde görmüşsünüzdür. Bir aracın üstüne çıkıp kalabalığa devrim sloganı attıran kadının fotoğrafı sosyal medya ve Batı medyasında ‘direnişin simgesi’ olarak benimsendi. Dün ‘Aşk Dersleri’ni izlerken aklıma hep o görüntü geldi. Bu dünyayı kadınlar mı kurtaracak? 

Erkek egemen zihniyet çok agresif ve yıkıcı. Oysa bize sevgi gerek, yumuşak dil gerek. Oyunda da bir repliğim var.
“Umudumu asla yitirmedim. Aslında başka bir dünya mümkün ve bunu kadınlar yaratacak, hem de kahkaha atarak…”

“HÂLÂ DEVRİM OLASILIĞINI BEKLEYEN BİR ROMANTİĞİM”

Siz de aktivist bir kadınsınız. Bunun ilk sinyalini aslında ‘Uçurtmayı Vurmasınlar’ filminde vermiştiniz sanırım. En azından ben sizi ilk oradan ve böyle hatırlıyorum. Hep direnen, mücadele eden bir aktris, oyuncu, insan Füsun Demirel gibi. Kendinizi ‘dikkatle’ tanımlayacak olsanız nasıl anlatırsınız…

Bu tanımlardan faklı bir şey pek bulamazdım. Hep mücadele ettim. Oyuncu hakları, yazar hakları, emek, iş koşullarının iyileşmesi… Mücadele dolu yıllar… İçimi acıtan onca yıl mücadele sonunda şimdiki iş akitlerine bakıyorum da öyle geriye düşmüş ki koşullar, şimdi kölelik anlaşmalarına imza atılıyor. Çünkü mücadeleyi sürdürecek 20 tane yürekli star oyuncu yok. Taşın altına elini koyup gelecek nesillere onurlu iş koşullarını miras bırakacak akılda ve yürekte oyuncu yok.

Sağda – Dario Fo, Franca Rame.

Aynı zamanda hocanız da olan Nobel Edebiyat Ödüllü yazar Dario Fo’nun çevirmeni olarak biliniyorsunuz, bir yandan. Çevirmediğiniz oyunu kaldı mı? Çevirmeyi planladığınız başka oyunlar var mı?  

Çevirmediğim sayısız oyunlar var elbette. Açıkçası ikizlere doğum yaptıktan sonra el süremedım.

‘Aşk Dersleri’nde bol bol aştan bahseden bir kadın olarak karşımızda duran o tatlı, huzurlu sesli Füsun Demirel aşık mı? Hayatınızın aşkını bulduğunuz, hissettiğiniz bir dönem oldu mu?

Olmaz mı? İkizler burcu kadınıyım. Elbette aşk çok kıymetlidir benim için. Aşksızlık hüzün veriyor bana.

Madem aşktan bahsediyoruz…  “Çünkü ayrılık da sevdaya dahil, çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili” dizesinde Attila İlhan’ı doğru/ haklı  bulur musunuz? 

Bu dizelere bayılırım. Hele Zuhal Olcay yorumladığında hayran kalmıştım. Elbette ayrılanlar hâlâ sevgili. Ayrılıp gidenlerle kötü ayrılmadım ben. Şartlardandı diyelim. Ama hepsiyle görüştüm sonradan da. Sevgililik bitse de hayatınızın bir döneminde değerli, güzel duyguları paylaşmışsanız bence hâlâ hayatınızın bir yerlerinde olabilirler.

60 yaşında bir kadın, hayatının hangi çağını yaşıyor bu dönemde?

Hâlâ sevgili… Hâlâ genç… Hâlâ dirençli… Hâlâ çok duygusal… Hâlâ devrim olasılığını bekleyen romantik.

Seçimlerden, mazbatadan konu açmayacağım ama bahar nihayet geldi mi dersiniz? 

Baharı bekleyen kumrulara benzedik hepimiz. Bundan sonrası da kolay değil elbette. Toprağa tohum düştü diyelim. Şimdilik bu. Daha çok iş var. Özellikle sanat nefes alacak diye düşünüyorum.