Hepsi aynı kadın: French Oje, Frenchos ya da Funda. Instagram’daki popüler yüzleri takip edenlerinize bu isimler hiç de yabancı gelmeyecek, biliyorum. Nereye gittiği, ne yaptığı, ne giydiği, videoda ne anlattığı binlerce kişinin ilgisini çekiyor. Bol ‘hikaye’li ve bol ‘like’lı, adeta çoğul yaşamlar sürdürdüğümüz bu çağda hem çok sevdiğimiz hem de ‘sosyal medya gurusu’ olduğu için eleştirdiğimiz isimlerden biri French Oje’yle yeni kitabı vesilesiyle bir araya geldik. 

Söyleşi: Nilüfer TÜRKOĞLU 

Yaz sonu gibi buluşmuştuk onunla. Henüz son kitabı ‘Bir Ölüm ve Birkaç Skandal’ basılmamış ama kitabın finalini nihayet yazmış ve rahatlamıştı. Nişantaşı’nda mini minnacık bir kafede beni beklerken “Sanki bu nostaljik kafe için yaratılmış” demiştim içimden onu ilk gördüğümde. Dönem filmlerindeki kadınları andırıyordu çünkü. Saçından bitki çayı içtiği bardağı tutuşuna kadar… Funda’yla kitap yazmayı, Instagram’da böylesine popüler olmanın hallerini ve hayatı konuştuk bir çırpıda. Bir tutam söyleşi havasındaydı o konuşmalar ama,  ilk defa bir araya gelip birbirini tanımaya çalışan iki insan gibiydik daha çok. Sonra kitabı çıktı. “Röportaj yaparım seninle” demiştim ona ve bugün Ajandakolik’e konuk oldu.

Son kitabın ‘Bir Ölüm ve Birkaç Skandal’ çıkalı henüz bir buçuk ay kadar oldu ama dördüncü baskıyı yaptı bile. Bunun sırrını ne sence?

İnsanların birbirine okumasını tavsiye edeceği kadar sürükleyici ve sürprizli bir roman yazdım. Karakterler o kadar çok ve çeşitli ki, zaten içinden en az birinde kendini bulabiliyorsun. Bence sırrı bu.

İlk kitabın 2012 yılında T.B ile yazdığın ‘Erkek Dedikodusu: Bu Gece Hiç Bitmesin.’ İlişkiler üzerinde yazmayı tercih etmen neden? Kötü bir lişki mi yaşamıştın yoksa ilişkiler hakkında yazmak kolay olan mıydı?

İlişkilere çok hakim olduğumu düşünüyorum. İnsan en iyi anladığı şeyden konuşmak ister ya, benimki de o hesap. Ama ilişkilere bakış açım zamanla değişti. Artık daha mantıklı şeyler hayal ediyorum mesela. Gerçekleşmesi daha olası şeyler yazıyorum.

Nasıl şeyler yani?

Anlattığım olaylar daha çok gerçeklere dayanıyor. Eskiden daha pembe, daha “Ah keşke!” diyeceğin şeylerdi ama şimdi “Of hiç sorma!” diyorsun okurken.

İlk kitaptan sonra her birini bu defa tek başına kaleme aldın. Konu yine ilişkilerdi. Kadın erkek ilişkileri hep mi sorunlu?

Kadın erkek ilişkileri sorunlu değil, sadece aynı dili konuşmaya çalışmıyoruz. Onlar bizi anlamaya çalışmıyor, biz de ne istediğimizi tam anlatamıyoruz zaten. Bu konu hiçbir zaman çözülmeyecek.

“EVLİ ERKEKLERİN DE KADINLARIN DA AKLININ BİR KÖŞESİNDE HEP ŞU SORU VAR: ACABA BEKAR OLSAYDIM NE KADAR TALEP GÖRÜRDÜM?”  

‘Bir Ölüm ve Birkaç Skandal’ın çıkış noktası ne oldu? Yazma sürecinde nelerden beslendin?

Aşkın en derin, en hakiki, en acıtan halinden, kadınların çabasından, erkeklerin ikili oynamasından, kadınların o kadar da saf olmamasından… Daha sağlam duygulardan ilham aldım.

“Yasak aşklar başlarken cesur, yaşarken korkaktır” diyorsun. Bunu biraz açsana… 

Yasak aşklar çok çekici değil mi? Açık konuşayım, evli erkeklerin de kadınların da aklının bir köşesinde hep şu soru var: “Acaba bekar olsaydım ne kadar talep görürdüm?” Bazıları bu sorunun cevabını aramaya başlıyor, o zaman da yasak aşkın içinde buluyorlar kendilerini. Çok cesurca! Ama genellikle ilerisini düşünmeden başladıkları için de sonrasında korkuyorlar. İlk adım kadar cesur olan bir adımları olmuyor ilişkileri için.

Kitabın devamı olacak diye düşünüyor insan… 

Olmayacak. Artık devam kitabı yazmak istemiyorum. Hem değinmem gereken daha çok şey var hem de okuyucu o kitabın ikincisini alsa ilkinden başlamak zorunda kalacak; ilkini sevmemişse ikinci kitabını almayıp seninle olan ilişkisine ara verecek. Gerek yok bence bu ayrılığa.

Sence iyi bir ilişkinin tanımı ne olabilir? 

Birlikte hep güldüğünüz, birbirinizin fikrine önem verdiğiniz, birbirinize gerçekten güven duyduğunuz, sadece birbirinize değil, diğer insanlara da kişiliğinizin iyi yönlerinizi gösterdiğiniz, doğru ilişki.

Peki ya mükemmel ilişki diye bir şey var mı?

Var. Çok yanlış eşleşmelerin yanında, nefis çiftler de görüyorum. “Dışarıdan öyle görünüyor”cu da değil üstelik. Hepimiz ilişkisi olan insanların bakışından bile o ilişkideki mutluluğunu, uyumunu anlayabiliyoruz.

Birine aşık ya da birini deli gibi seviyor olabilir misin?

Birinden epey hoşlanıyorum. Sonu hangi duyguya bağlanır bilmiyorum.

Fenomen yazar deniyor sana. Peki blogger veya influencer mısın?

Evet. Bir yandan o da devam ediyor. Blog kalmadı tabii artık ama artık influencer’ım.

Fenomen olarak mı yoksa iyi bir yazar olarak mı anılmayı istersin?

Bu da laf mı, tabii ki kıymet verdiğim tek şey yazarlığım.

“KENDİME GÖREVLER VERİYORUM: EVE GİT ŞU BELGESELİ İZLE.”

İlişkileri anlatan sekiz kitap kaleme almışken kendine ‘İlişki Uzmanı’ diyebilir misin? Biliyorsun şimdi böyle bir meslek de var.

Diyemem. Tavsiye isteyene tek bir tavsiye verebilirim. Kimsenin ilişkisiyle kendisininkini kıyaslamasın. Bunu yapmak zor ama başarılı ilişkinin tek anahtarı da bana kalırsa bu.

Seni Instagram’dan takip edenler çok renkli bir hayatın olduğunu görüyor. Bir kere çok sosyalsin, çok arkadaşın var. Bu kadar koşturma içinde yalnız kaldığında en çok neler yapmayı seviyorsun? Ya da yalnız kalabiliyor musun?

Yalnız kalıyorum. Kendime yalnızlık yaratıyorum daha doğrusu. Çünkü aslında çok kalabalıklarda zorunlu kalmadıkça bulunmuyorum. Kendime görevler vermiş oluyorum zaten her zaman. “Eve git şu belgeseli izle. Şu YouTube kanalına bir göz at, ilham verebilir. Şu hesabı incele. Şu yazarın kitaplarının tamamını hâlâ okumadın, hadi başla!” gibi birçok görevim oluyor.

Yazı masanı bize anlatsana… Üzerinde neler var? French Oje yazıya nasıl konsantre oluyor?

Hayatımda hiç yazı masası kullanmadım. Sadece kitabı yazarken gittiğim otellerde lazım oluyor, onun dışında gündelik hayatımda kullanmıyorum. Yazı yazabilmem için, önümün açık, masanın ve sandalyenin yüksekliğinin uyumlu, beyniminse diyet kola ve filtre kahvesi ile uyanmış olması gerek.

Sosyal medyanın hayatımızda bu kadar etkin olmasını nasıl karşılıyorsun peki? Sence bir gün sosyal medya hevesi/macerası da sönüp gider mi?

Gitmez. Ama umarım bir felaketle de sonuçlanmaz. Sosyal medyanın hayatımızda bu kadar yoğun bir şekilde var olması beni bazen korkutuyor.

Blogger/Influencer/Fenomen’lerle ilgili genel bir kanı var. “Her yere bedava gidiyorlar, onlara bir sürü hediyeler geliyor. Hayatı bedava yaşıyorlar. Hep eğlencedeler” gibi gibi… Bu eleştirileri nasıl değerlendiriyorsun?

Bu basına her zaman yapılan şey, biliyorsun sen de. E sosyal medya da basına giriyor günümüzde. Sadece eskiden, insanlar dergilerdeki, gazetelerdeki editörlere gelen hediyeleri görmüyorlardı ama şu an sosyal medyada hepimize gelen hediyeleri paylaştığımız için görebiliyorlar. Sosyal medya çok daha güçlü ve etkiliyken neden bunda bir yanlış olsun ki? Eleştirilecek bir şey yok. Sosyal medyada belli bir takipçi sayısına ulaşmak için CV gerekmiyor. İyi fotoğraf çekersen, ilham verirsen, kitlelere ulaşıp onları etkilersen, eleştirmek yerine hediye paketlerini açıp ürün yorumlayabilirsin.

Tüm bunlardan sıyrılalım  o zaman… Hayalindeki Funda nerede, ne yapıyor olurdu?

Zaten TV’de çalışıyordum. Şimdi de editör veya yönetmen olurdum. Ama hayalimdeki Funda, kültür sanat programı hazırlayıp sunuyor.

Demek ki ortak hayallerimiz varmış. Yakınlarda gittiğin ve kendini çok mutlu hissettiğin etkinlik oldu mu?

Ben etkinliklerle o derece mutlu olan biri değilim galiba. Ama ‘Bodrum Cup’ ayrı. İki yıldır yılın en mutlu haftası ‘Bodrum Cup’ ile dolu.

Ajanda ya da not defteri tutuyor musun? Tutuyorsan orada neler var? 

Telefonumun not defterini kullanıyorum. Ajandayı sadece kitap yazarken kullanıyorum.