Her şey cazla, epey ‘şık’ bir cazla ilgili aslında… Onu günümüzün en başarılı caz sanatçılarından biri yapan da bu, hiç kuşkusuz. Hani derler ya “Jilet gibi adam!” Baterist Ferit Odman tam da öyle biri. Yeteneği bir yana, caza olan sevgisi, işine olan disiplini, tarzı, duruşu, başarısını ikiye katlıyor. Ve şimdi onunla tüm bunları Ajandakolik’te konuşma zamanı…

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu

Onu ilk olarak Dünya Caz Günü kapsamında Elif Çağlar – Kerem Görsev Trio gecesinde dinlemiştim. Sonra genç piyanist Hakan Başar’ın ve unutulmaz sanatçı Ömür Göksel’in konserlerinde karşıma çıktı. En son geçtiğimiz eylül ayında gerçekleşen Urla Caz Festivali’nin açılışındaydı. Kerem Görsev, Kağan Yıldız ve Ferit Odman, iki metre ötemde otururken bir hafta öncesinde kendisine söyleşi için mesaj yazdığımı hatırladım. Ferit Odman’la, sevgili İlham Gencer’in deyimiyle “Altın baget”le caz muhabbeti yaptık. Sizi de buyur ettik…

“Ülkenin en iyi caz davulcusu” diyorlar senin için. Bu tip tanımlamalar nasıl geliyor kulağa?

Müzikte kesinlikle ‘en iyi’ diye bir kavram olamaz bence. Ama ülkede sadece caz çalan ve hayatını buna adamış nadir davulculardan biri olduğumu söyleyebilirim.

Sahneye çıkmadan önce aklın hep müzikte ve sahnede midir? Senin disiplin insanı olduğunu hem okuduk hem de az çok gördüklerimizden ve hissettiklerimizden biliyoruz çünkü…

Sahneye çıkmadan önce değil ama davulun başına oturduğumda aklım hep orada oluyor. Ama tabii ki seyirci ile hep bir etkileşim var. Negatif veya pozitif etkilenebiliyor insan, seyirciden.

Davul çalmak inanılmaz bir ritm bilgisi ve kulağı mı gerektiriyor? İyi bir davulcu olabilmek için olmazsa olmazlar neler?

Davul çalmak isteyen birinin 4 uzvunu birbirinden bağımsız çalıştırabilmesi gerekiyor ve iyi bir ritim kulağı elbette ki şart fakat bunlar işin 10%’luk kısmı. Kalan 90% ise çalışmak, çalışmak ve daha çok çalışmak.

Fotoğraf: Batuhan Sarıcan

“EN ÖNEMLİSİ, SİZİ DİNLEMEYE GELEN İNSANLARI GÜZEL HİSLERLE EVLERİNE YOLLAMAK”

Çok sık turneye çıkıyor, o şehir senin bu ülke benim dolaşıyorsunuz. Bir müzisyenin hayatı mekansal olarak büyük değişkenlikler gösteriyor. Bu, işin zevkli taraflarından biri mi?

Müzisyen olmanın en güzel taraflarından biri bu evet. Ama bir o kadar da yorucu ve enerji gerektiren kısmı. Şu ana kadar Amerika’dan Uganda’ya oradan da Azerbaycan’a kadar bir sürü yerde çaldım. Mekanların önemi kalmıyor bir zaman sonra. En önemlisi, sizi dinlemeye gelen insanları güzel hislerle evlerine yollamak.

25 Ekim’de yine Kerem Görsev Trio olarak Akbank Caz Festivali kapsamında sahne alacaksınız. Ajandaya başka hangi tarihleri not etmeli? Nerelerde çalacaksınız?

Evet, onun dışında 30 Ekim’de TRT Big Band konserimiz var; solist Ricky Ford, 12 Kasım’da zil sponsorum İstanbul Agop’un yeni çıkardığı zilleri Mehmet İkiz ile beraber tanıtacağız. 13 Kasım’da Zorlu’da yine Kerem Görsev’in prodüktörlüğünü üstlendiğim, yeni albümünün lansman konseri var. 15 Kasım’da Londra Caz Festivali’nde genç yetenek Hakan Başar Jr. ile çalıyoruz. 20-21 Kasım’da ise Ferit Odman Quartet olarak Touché’deyiz. Herkesi beklerim.

12 Kasım’daki XIST Dry Dark lansmanını merak ediyorum. 

Istanbul Agop ikimizin de zil sponsoru, ve çok yeni bir seri çıkarttılar. Hakkaten ilginç ziller. Değişik kullanım alanlarında zillerin nasıl sound ettiğini hep beraber keşfedeceğiz. Biliyorsunuz Kenan Doğulu’nun caz projesinde iki davul beraber çalıyoruz Mehmet ile. Çok sevdiğim bir insan/davulcu. Sürprizi bol bir gün olacak. Zil meraklılarını bekliyoruz.

Coşku Turhan’ın debut albümü ‘Chapter I: Wood’da, Ozan Musluoğlu, Doruk Gönentür ile birlikte sen de yer alıyorsun. Biraz da bu albümden konuşalım mı?

Coşku ile Kenan Doğulu vasıtası ile tanıştık ve çok sevdik birbirimizi. Lirik ve film müziği gibi bir kompozisyon anlayışı var. Çok keyifli bir kayıt süreci oldu. Albümün yolu açık olur umarım. Kendisi L.A.’de yaşıyor. Orada bir konser çalmak istiyoruz, şartları ayarlayabilirsek…

“İSMİ CAZ FESTİVALİ OLAN FESTİVALLERDEKİ ‘GERÇEK CAZ’ KONSERLERİ %20 CİVARINDA” 

Türkiye’de her yıl birçok caz festivali düzenleniyor. Geçen yıl bunlar arasına Bozcaada, bu yıl Kaş ve Urla Caz Festivalleri de eklendi. Cazın Türkiye’deki konumunu nasıl değerlendireceksin? Artık genç kitlenin de ilgisini çekmeye başladı gibi, ne dersin?

Belki de dünyada cazın en genç kitleye hitap ettiği ülkelerinden biriyiz. Fakat her şeye caz denmeye başlandı. Bu gerçekten caza hayatını adamış benim gibi müzisyenleri çok rahatsız ediyor. Alternatif müzik adı altında 3-5 akordan oluşan, singer/songwriter diye adlandırlan insanların müzikleri caz değildir. 10 tane caz standardı ezberleyip söyleyen vokaliste de caz vokalisti demek gerçekten ayıp oluyor. İnsanlar bunun ayrımını yapsın artık. Bu arada ismi caz festivali olan bu festivallerdeki “gerçek caz” konserleri 20% civarında. Keşke bu festivallerin seçici kurulları caz müzisyenlerinden oluşsa…

Fotoğraf: Batuhan Sarıcan

Henüz 13 -14 yaşlarındayken babamın evde sürekli caz müziği dinlediği günleri hatırlıyorum. Ben o zamanlar bir türlü sevememiştim. Bana “Yıllar geçtikçe, büyüdükçe, demlendikçe cazı seveceksin” demişti babam. Galiba öyle oldu. Biraz yaşla paralellik gösteriyor sanki, ne dersin? Ben 70’ler rock seviyordum o dönem; Pink Floyd’lar, The Who’lar…

Bence bu herkes için farklı. Ben de babam sayesinde caz dinlenilen bir evde doğup büyüdüm ve hep sevdim. Hiç rock dinleyemedim, sevemedim. Dinleyebildiğim en “rock” TOTO oldu, o da zaten lisede Milliyet Yarışması’na hazırlandığımız dönem çaldığımız müzik olduğu için.

Başka yeni projeler var mı?

Hakan Başar Jr.’ın yeni albümü çıktı. 15 yaşında inanılmaz iyi bir piyanist. Lütfen keşfedin kendisini. Türkiye için büyük bir değer. Yolu çok açık ve ilk günden beri kendisine destek olmaktan gurur duyuyorum.

Evet evet. Ben kendisini sahnede dinleme şansına eriştim! Gerçekten büyük yetenek!
Peki… Zorlu PSM’nin açtığı Touché, cazı dinleyebileceğimiz en özel yerlerden biri mesela. Atmosfer, ışıklar, yalınlık… Tıpkı filmlerdeki o caz kulüplerini hatırlatıyor. Sence böyle yerlere daha çok ihtiyacımız var mı? Cazın buna ihtiyacı var mı?

Kesinlikle ihtiyacı var. Mesela geçen hafta The Badau, Akasya’da yeni yerini açtı. Mükemmel bir kulüp olmuş. Bizim ikinci evlerimiz caz kulüpleri. Nitelikli, piyanosu olan ve sahne odaklı bu tür yerler ne kadar artarsa o kadar iyi.

Caz dışında neler dinler, kimleri seversin? Sürekli caz mı dinlersin?

Caz dışında çok bir şey dinlemiyorum fakat birkaç isim vermemi isterseniz; Pj Morton, Anderson Paak, Taylor McFerrin gibi Soul, R&B ve Elektronica’da yeni neler oluyor dinleyip öğreniyorum.

Aynı sahnede birlikte çalmalıyım dediğin geçmiş veya günümüz müzisyenlerinden kimler var? Şu an hayatta da olmayabilir elbette…

Madem hayal kuruyoruz, tek tek isim vermek yerine 1925 New York doğumlu olmayı, Max Roach’un ve Dizzy’nin en iyi arkadaşı olup 1950’lerde onların bebop / hardbop çevresiyle beraber müzik yapmayı çok isterdim…

Davulda özellikle takıntılı olduğun şeyler var mı? İlle şu marka olmalı, şöyle olmalı gibi?

Davul kesinlikle Gretsch olmalı, deriler kumlu (fırça baget ile çalabilmek için) bagetlerim Vic Firth Aj6 ve ziller İstanbul Agop olmalı… Yani kısacası sponsorum olan bu müthiş firmaları gerçekten çok seviyorum.

Peki ya çalarken istem dışı ya da özellikle yaptığın bir tik / hareket var mı?

Çok şükür yok. (Gülüyor.)

Donovan Mixon grubu desem… Bana neler anlatırsın?

Oooo çok eskiye gittik. 18 sene önce hocam olan Donovan Mixon ile aynı sahnede/albümde bulmuştum kendimi. Müthiş paylaşımlar ve günlerdi. Acemilik dönemim yani. Çok severim kendisini.

Müzisyenlerin ve daha da genelleyerek sanatçıların şişkin egolara sahip olduğu söylenir. Yüzlerce defa sahneye çıkıp yüzlerce, binlerce insanın önünce müzik yaptın. Ayakların yerden kesiliyor mu sahiden? Kendini kral gibi hissettiğin anlar oluyor mu mesela?

Umarım hiç öyle bir moda girmem hayatım boyunca. Ama seviliyor olmak, takdir görmek çok güzel. Bunu çok hissettiriyor beni seven ve dinleyen caz severler. Çok mutluyum bu anlamda.

Davul çalarken terleyen çok müzisyen gördüm ama sen terlemiyorsun sanki! Çalması en yorucu müzik aleti davul olabilir mi?

Herhalde yakından görmedin. (Gülüyor.) En az bir litre ter atıyor olabilirim çalarken. Fakat görebileceğiniz en az enerji ile maksimum performans veren davulculardan biri olabilirim. Yani prensip olarak bana göre, üçüncü setin son parçasında uptempo bir parça çalmaya da hazır olmak ve enerjiyi saklamak lazım, çalarken. Bu da iyi teknik ile mümkün.

“Caz müzisyeni olmasaydım şunu olurdum, Nilüfer”dediğin bir meslek var mı?

Pilot olmak isterdim galiba. Ama bunu derken bile kendimi davul dışında hiç bir yerde hayal edemiyorum.

Ajandakolik’in klasik bir sorusu var. Ajanda tutuyor musun?

iPhone ajandası en iyi arkadaşım. (Gülüyor.)

“KONSERLERİMDE HEP İYİ GİYİNMEYE ÇAŞIYORUM” 

Şu reklam projesine gelelim… Bundan birkaç ay önce SARAR markasının 75. yılı şerefine düzenlenen kampanyasında yer aldın. Farklı mesleklerde birbirinden başarılı ismin yer aldığı projede Kerem Görsev ve İlhan Erşahin gibi isimler de vardı. Senin fotoğrafını vitrinde ilk gördüğümde seni aktör sandım. Hiç böyle bir deneyimin ya da isteğin oldu mu? Oyunculuk gibi…

Hiç böyle bir isteğim olmadı. Fakat bu konu ile ilgili şöyle bir şey eklemek isterim. Bence sahne çok kutsal bir yer, hem seyirciye olan saygımdan hem de sahnede olmanın getirdiği sorumlulukla hep iyi giyinmeye çalışıyorum konserlerde. Bu sezon da takım elbise sponsorum SARAR oldu. Çok rahat takımlar seçtim konserler için.

Bu ara smokinin çok yakıştığını söylemeliyim diyordum tam… Hep siyah renk mi tercihin? 
Siyah ile çok rahat ediyorum evet ve takım elbise ile çalmaya çok alışığım. Birçok davulcu için imkansız gibi gözüken bu durum bana göre çok normal. Max Roach ve Roy Haynes gibi idollerimin fotoğraflarına bir göz attığında daha bile dikkatli giyinmem gerektiğini düşünüyorum.

Projede müzikal yolculuğun için söylediklerin de dikkat çekici. Hemen üstteki fotoğrafla bunu hatırlayalım. Ne diyorsun: “Caz performansının en güzel yanı, çıkan sonuçtan çok, grup arkadaşlarınızla yaptığınız müzikal yolculuk. Seçtiğiniz yollar. Bu yoldaki bilinmezliğin verdiği heyecandır. Hayat yolculuğunuzun da an odaklı ve heyecan verici olması dileğiyle… Aynı caz gibi!”

Evet… Müzik kesinlikle ekip işi. Ama önemli olan o ekibin aynı dili konuşup ‘1’ olması. En ideal olan müzikal durum bu bence.


Ekip ruhundan bahsetmişken… Kerem Görsev ve Kağan Yıldız’ı anmadan geçmeyelim…Siz bir triosunuz! Onlarla çalışmak nasıl? Selamlar buradan ikisine de… 

Artık aile gibiyiz, 13 sene oldu. Kısacası leb demeden leblebi durumu var sahnede Kerem Görsev Trio olarak.

Konuğum olduğun için çok teşekkür ederim.

 

Ben teşekkür ederim. Çok keyifli bir sohbet oldu.