Sosyolog, aile danışmanı, nefes terapisti ve aynı zamanda yazar Bircan Yıldırım, ‘Duygusal Zeka’, ‘Yaşam Terapisi’ kitaplarının ardından şimdi de ‘Hayat Cesurlara Torpil Geçer’le insanı hayatla verdiği mücadeleyi anlatıyor. Kişisel gelişim kitaplarını okumaktan zevk alıyorsanız mutlaka göz atın… 

SÖYLEŞİ: Nilüfer Türkoğlu

Bircan Yıldırım’dan son kitabı ‘Hayat Cesurlara Torpil Geçer’ kitabı için hazırladığım soruların cevabını beklerken whatsapp’tan mutlu bir mesaj geldi: “Dün kitap D&R’larda çok satanlarda bir numaraya yükselince Destek Yayınevi’ne gittim ve cevaplayamadım. Ama gece üçte cevaplayıp gönderdim.” Sevincine ortak olmak güzeldi! O an dedim; “Sanırım doğru, hayat cesurlara torpil geçiyor. Hadi yaz artık şu kitabını, Nilüfer!”

 ‘Hayat Cesurlara Torpil Geçer’, ismiyle epey dikkat çekici.Kitabın konusu yalnızca cesaret mi? 

Aslında çok geniş bir konusu var. Bir insan hayatının yaşam çemberini düşündüğümüzde içinde eğlence, sağlık, aşk, aile, para, başarı, dostluk, kişisel gelişim ve diğer ilişkilerin olduğunu görüyoruz. Bir insanın mutlu olabilmesi için tüm bunların dengede olması gerekir. ‘Hayat Cesurlara Torpil Geçer’, nefes terapisini de kapsayan, bütününde terapi seansı olarak bu dengeyi okurların hayatında sağlamaya yönelik planlanmış bir kitap. Kısaca aşktan mutluluğa, mutluluktan korkularımızla baş etmeye, başarılı olmaktan para kazanmanın yollarına kadar pek çok şeyi kapsıyor.

“İNSAN, KENDİNDEN KAÇMAZSA YEDİĞİ KAZIKLAR KADAR YÜKSELMEYE BAŞLAR”

Kimi zaman cesur olduğumu düşünsem de hayatın bana da kazık attığı çok nokta var. Torpil geçtiğini de pek düşünmüyorum. Bir danışanınız olsam bana ne söylerdiniz?

Danışmanlık yapsaydım ve siz bu soruyla bana gelmiş olsaydınız size cesaretin ve bilinçaltının gizli kalmış yönünden bahseder, sizi bu yönlerinizle yüzleştirirdim. Birçoğumuz cesur olduğumuzu sanıyoruz ancak bilinçaltımızın bizi ne kadar da çok tuttuğunu göremiyoruz. Ben de çok cesur olduğumu sanıp kazık yiyenlerdendim. “Bu durumdan nasıl kurtulabilirim?” soruları bilinçaltımla yüzleşmemi ve güçlenmemi sağladı. Çoğu zaman insan, utanç, değersizlik, suçluluk, korku gibi bastırdığı duygular tarafından yönetiliyor ve bu duygularla yüzleşip kabul edilmediği sürece de kazık yemeye devam ediyor. Hayat aslında tamamen bizi bilinçaltının oyunlarından özgürleştirip güçlendirmeye, cesur kılmaya yönelik kurulu bir düzen. Hayatımıza giren insanlar da çekildiğimiz olaylarda hep bilinçaltında bastırdığımız sıkışmış duygularla yüzleşip temizlemeye yönelik. İşte insan, cesurca kendisiyle yüzleştiğinde, tüm yönlerini kabul ettiğinde olaylar da kişiler de değişmeye başlıyor. Yenilen kazıklar, zamanla bireyi yükselten kaldıraç görevini görmeye başlıyor. Yani insan kendisinden kaçmazsa yediği kazıklar kadar da yükselmeye başlayabiliyor.

 “BİLİNÇLİ OLARAK NEFES TUTMAK, BİLİNÇALTININ KAPISINI KAPATIP BİZİ CESUR KILIYOR”

İnsanlar çoğu zaman hayatlarındaki ‘uçurumlar’dan kendini korumaya ve oradan atlamamaya çalışıyor. Oysa siz “Uçurumlar, dümeni kıracağın rotayı verir sana. İhtiyacın olan tek şey cesaret…” diyorsunuz. Peki bu cesarete sahip olabilmek için ne yapmalıyız? Herkes mücadelesini farklı veriyor sonuçta.

Öncelikle korktuğumuz anda korkulacak bir şey var mı yok mu, yoksa bu zihnimizin bir oyunumu diye farkındalık yaratarak işe başlamak gerekiyor. Çoğu zaman korkulacak bir şey olmadığını, bunun zihnimizin oyunu olduğunu görüyoruz. İşte böyle anlarda bilinçli olarak nefes tutmak, bilinçaltının kapısını kapattığı için daha cesur olmamızı sağlıyor. Böyle bir bilgiyi paylaşarak da okurlara faydalı olmuş olalım. Uçurumlar, bize dümeni kıracağımız rotayı verir çünkü insan uçurumun kenarına ne kadar yaklaştıysa yükselişi de o kadar yakın demektir. İşte bu noktada ihtiyaçları olan tek şey cesaret!

Kuantum felsefesiyle yakından ilgilendiğinizi biliyorum. Aldığınız eğitimler arasında Kauntum Düşünce Eğitimi tekniği de var. Bu eğitim, çalışma hayatınıza ve size nasıl yansıdı?

Bu eğitim aracılığıyla insan enerjisinin, gücünün ve potansiyelinin neler yapabileceğini gördüm. En önemlisi de enerjimi nasıl kullanacağımı bilimsel olarak öğrenmiş oldum.

Yine ‘Hayat Cesurlara Torpil Geçer’ kitabınızda yer yer nefes terapisine de rastlıyoruz. Nefes terapisini öğrenmek için terapiste gitmek şart mı? Bunu internetteki videolardan da öğrenebilir miyiz?

Eğer kişi bunu bir meslek olarak yapmayacaksa gerek olduğunu düşünmüyorum. Kitaplardan ve videolardan da çok rahatlıkla öğrenebilir.

“NEYE ODAKLANIRSAK ONU BÜYÜTÜYORUZ”

Hep merak edilen bir sorudur; yaşam koçlarının, terapistlerin kendi hayatlarıyla hiç mi sorunu yok? Defolu olan yanlarınız hiç mi ortaya çıkmıyor? Olaylar karşısında hep mi soğukkanlı ve sağduyulu davranıyorsunuz?

Olmaması mümkün değil. Mutlaka var. Aslında olay yaşam koçu veya nefes terapisti olmakla bitmiyor. Beyin en güçlü kasımız ve onu çok iyi eğitmemiz gerekiyor. Beynimizi tekrar eden uygulamalarla ne kadar eğitirsek zor anlarda soğukkanlı olmak o kadar kolaylaşıyor. Sorunsuz insan yoktur ancak sorunlara değil de çözüme yani olmasını istenene değil de olana odaklanıldığında işler daha da kolaylaşıyor. Odaklandığımız şeyi büyütürüz. Kişi ne kadar hayatın kaplanlarına değil de çileklerine odaklanma konusunda kendisini eğitip duygularını yönetmeyi öğrenmişse o kadar soğukkanlığı kalabiliyor. Bu tamamen kişisel bir süreç.


Peki en negatif anımızda, en çaresiz hissettiğimiz o dakikada her şeyi silkelemek nasıl mümkün olacak? Yoksa dibine kadar anı yaşayıp atlatma evresini sonraya mı bırakmalı?

Öncelikle işe içinde bulunduğumuz duygu durumunu kabul etmekle başlamak gerekir çünkü yukarıda da dediğim gibi bastırdığımız ve/ya kaçtığımız duygu bizi daha da yönetmeye başlar. “Evet mutsuzum, kendimi iyi hissetmiyorum, bunu kabul ediyorum ve onaylıyorum” dedikten sonra da “Şimdi iyi olmayı, mutlu olmayı seçiyorum” diyerek odağımızı pozitif yöne kaydırmalıyız. Dibine kadar yaşayıp sonra da çıkmak zor bir süreç. Kitaplarımda hep vermeye çalıştığım da bu: Önemli olan başımızı duvara çarpmadan, elimizle lambaları açarak yürüyebilmek.

Kitapta ayrıca ‘güvensizlik duygusunu’ da ele alıyorsunuz. Bu duygunun ancak temizlendiğinde insanın kendisi ve çevresiyle ilişkilerinde iyi olabileceğini düşünüyorsunuz. Peki bu temizlik süreci nasıl olacak? İnsanın özünde, temelinde zaten böyle bir duygu halihazırda varsa ondan arınmanın en kolay yolu nasıl olur?

Kendimize ne kadar güveniyorsak diğerlerine ve hayata da o kadar güveniyoruz. Kitaplarımdaki ayna çalışması bunun için çok etkili bir uygulama. Okurlarımız aynanın karşısına geçerek üç defa “Senle ben biriz” diyerek kendileriyle yüzleşme sürecine girebilirler. Sonra da aynı mantıkla ilerleyebilirler. Yani yukarıda bahsettiğim şekilde duyguyu kabul edip onaylayıp sonra da olmasını istedikleri sürece odaklarını çevirip o yönde gelişmelerine izin verebilirler. Şöyle: “Ben kendime güvenmiyorum, bunu kabul ediyorum, onaylıyorum ama şimdi güvenmeyi ve cesur olmayı seçiyorum.”


Bilinçaltı temizliği diye bir şey var mı? Ve bunu siz uygulayabiliyor musunuz?

Bilinçaltını temizleyemeyiz. Orası derya deniz ve bu hem hayal kırıklığı hem de zaman kaybı yaratır. Onun yerine bunun daha kolay bir yolu var. Bilinçaltı bizi yüzde doksan dokuz yönetiyor ancak bilinçaltıyla beynimizin ön kısmı olan düşünen beyin karşılaştırıldığında yüzde birlik etkiyle bu kısım daha etkili. Kararlarımızı bu yüzde birlik kısım verdi mi, bilinçaltının oyunlarından da kurtulmuş oluyoruz. Bunun için gün içerisinde bilinçli olarak 15-20 kez okurlarımız nefeslerin tutarak aldıkları nefesi iki kaşlarının ortasına getirerek bu yüzde birlik kısmı geliştirebilir.

Bir sonraki kitap için çalışmaya başladınız mı? Sizden biraz ipucu alsak?

Tabii ki başladım. Yine okurlarımın çok faydalanacağını düşündüğüm bir kitap yazmaya çalışıyorum.

“GÜNÜMÜZ İNSANI ASLINDA EN ÇOK KENDİNDEN SIKILMIŞ DURUMDA” 

Sosyal medyanın pek çoğumuzun hayatına hükmetmesi yabana atılır gibi değil. Sosyal medya detoksu yapmalı mıyız sahiden?

Sosyal medya hayatın ta kendisi. Kesinlikle detoks yapmalıyız. Özellikle takip ettiğimiz sayfaların enerjisine dikkat etmeliyiz çünkü bu enerji bize de geçiyor ve odağımız farkında olmadan o yöne kayıyor. Bunun için farkındalığımızı geliştirip uyanık olmak gerekiyor.

Sizce günümüzde insanların ilişkilerde yaşadığı en büyük sorunlar neler?

Güven sorunu çok fazla.Bunun yanı sıra sorunla karşılaşıldığı anda sorunu çözmeye değil de daha çok alternafine veya çatışmaya yönelindiğini düşünüyorum.  Yukarıda bahsettiğim şekilde duygu yönetimi sağlandığında lişkinin yönetimi de kolaylaşacaktır. Günümüz insanı aslında en çok kendinden sıkılmış durumda kendi önünü açıp kendi kendisini mutlu etmeyi öğrendiğinde ilişkilerdeki sorunun da en aza ineceğini düşünüyorum.

“ELALEM DENEN ÖRGÜTÜ ZİHNİMİZDE BİTİRMEK GEREK” 

Kusursuz ya da muhteşem bir hayat mümkün değil, bunu biliyoruz. Ama yine de herkes bunu arıyor. Hayatlarımızı, her türlü ilişkilerimizi düzene sokabilmek için asıl yapmamız gerekenler neler? Yazdığınız üç kitabın toplam özeti gibi bir şey söyleseniz mesela, ne dersiniz bunlarla ilgili?

Sorunların  ve duyguların geçeceğini kendimize hatırlatmak çok önemli. Nasıl sürekli kış mevsimini yaşamıyorsak ve ardından bahar geliyorsa sorunların ardından da bahar gelecek, yeter ki izin verelim. Sürekli olmasını istediğimize odaklanmak yerine olana odaklanarak elimizdekini büyütelim. İnsanların bir tek olumlu  özelliğine odaklanmak bile  ilişkinin yönünü değiştirip güzelleştiriyor. Hayata tepki değil, cevap vermeyi öğrenmemiz gerekir. İnsan, kendisinin en büyük engeli. Sürekli farkındalığı artırıp içsel motivasyonu sağlamak mutluluğu otomatik artırıyor. ‘Elalem’ denen örgütü zihnimizde bitirmek gerekir. Enerjimizi çalan negatif insanlardan uzak durup sınırlarımızı iyi belirleyip bizi ileriye taşıyacak insanlarla birlikte olup hedefe odaklanmalıyız. İnsanlara, olaylara takılan insanlar genellikle tükenmişlik sendromuna girer. Enerijmizi çalan olaylara ve insanlara takılmadan yol almayı ne kadar erken öğrenirsek o kadar mutlu ve başarılı olabiliriz. Son olarak bulutlarla ne kadar çok zaman geçirirlerse o kadar hayata bağlanırlar, tükenmişlik sendromundan kurtulurlar. Gökyüzünün hepimizin ve bedava!