İlk Türkçe solo albümü ‘Hayat Böyle’yi dinlediğimde onu henüz tanımıyordum. İsmi hemen aklımda kaldı: Batu Akdeniz! Dedim bu adam ileride epey ses getirecek… Öğrendim ki zaten getirmiş, getirmeye devam ediyor. Sorularıma verdiği cevaplar çok samimiydi, ben de en sevdiğim cevabını başlığa taşıdım! Sonra da “Aşk olsun sana Batu!” dedim.

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu

Her hafta sonu Ankara’da  Siyah&Beyaz Bar’da sahneye çıkan Batu Akdeniz’le yeni albümü ‘Hayat Böyle’ bahanesiyle bir ara geldik. Kökleri Ankara’ya sımsıkı bağlı bağlı olmasına ama o dünyaya açılacak bu da besbelli!

Pavarotti’nin sesi 4 oktavmış, seninkisi 3,5. Hayattaki en büyük şanslarından biri bu olmalı! Sesini ilk ne zaman keşfettin?

Hehehe teşekkür ederim! Aslında mesele asla oktav meselesi değil de, şarkı söyleyebildiğim için şanslıyım diyelim. Oktavların, çıkabildiğin notaların tek başına çok önemli olduğunu düşünmedim hiç. Bob Dylan’ın ya da Leonard Cohen’in çok sınırlı aralıkları var ama hepsi bizi sesleriyle büyüleyen abilerimiz. Mesele nasıl kullandığınla ilgili. 5 yaşındayken dedem bana aldığı orgla müzik yolumun önünü açtı. Reklam müziklerini çıkarmaya başlamışım ilk, rastgele tuşlara basarak. Ardından bu sesleri verebildiğimi de görünce beni apar topar bir çocuk korosuna götürdüler.

Sonra gerisi geldi demek… Aslında bu söyleşi biraz da Batu Akdeniz’i tanımayan kaldıysa tanısın diye. Kimsin sen? Akdeniz soyadın nereden geliyor?

Eyvah! Ankara’da doğup büyüdüm. Gitarı ilk kez Lise 1’de elime aldım ve sonra hiç bırakmadım. O günden itibaren rock müzik başta olmak üzere müziğe olan ilgim boyut değiştirdi. İlk albümüm değil aslında bu, ‘Heavy Skyisimli bir hard rock grubunda söyledim. Onlarla ilk albümümüz ‘Dreamer’ı 2016 yılında yayınladık, Türkiye’de çok sayıda konser verdik. Albüm CD ve plak olarak çıktı. Akdeniz soyadı nereden geliyor inan hiçbir fikrim yok. Baba tarafım Afyonlu, anne tarafım Ankaralı. Bizim aile hangi ara sıcak güney sahillerine indi de bu soyadı seçti bilmiyorum. Kalsalardı fena olmazmış aslında.


“ÇOĞU İNSAN BİZİ İLK DİNLEDİĞİNDE TÜRK OLDUĞUMUZA İNANMAZDI” 

Ankaralı rock grubu Heavy Sky’la yaptığın ‘Dreamer’ albümü hayatında neleri değiştirdi? Sanırım bu albümde hiç Türkçe şarkı yoktu.

Her şeyi. İki yıl boyunca başka hiçbir şey düşünmeden sadece Heavy Sky ve albüm için çalıştım. Benim için bir tutkunun, o tutkunun hayalinin gerçeğe dönüşmüş haliydi. Biz Heavy Sky’la hard rock yaptık. 2000’lerin Foo Fighters’ı da vardı içinde, 1980’lerin Dokken’ı, Guns’ı da. İdda ediyorum biz o albümü yaptığımızda bu kadar fazla İngilizce sözlü beste yapan rock grubu yoktu. Biz vardık, The Ringo Jets vardı. The Free Licks vardı. Çok gruba ilham verdik, çok çocuğa gitar aldırıp onları müziğe başlattık. Çoğu insan bizi ilk dinlediğinde Türk olduğumuza inanmazdı. Yaptığımız her şeyle çok büyük gurur duyuyorum. Aileme İngiliz radyolarında kendi yazdığım parçalarımı dinlettim. Sadece 23 yaşındaydım, devlet okullarında büyümüştüm. Çok çalıştık ve kafa patlattık. Ankara’da işler İstanbul’a göre çok daha zordur. Biz bunların hepsiyle aynı anda mücadele edip hiçbir ezberi sallamayıp tamamı İngilizce sözlerden oluşan bir albüm yaptık. Başarılı da olduk, heyecan da yarattık. Ama bir yerde durması gerekti. Durmamız gerekti. Şimdi birkaç sene sonra geriye dönüp baktığımda bunun kıymetini daha iyi anlıyorum ve kocaman bir “İyi ki!” diyorum.


Epey duygusal bir hikaye oldu bu. Peki bir de YouTube videoların var… Karl Golden’le nasıl bir araya geldiniz?

Onun yıllar önce açtığı bir ilan sonucunda bir araya geldik. Çok iyi arkadaş olduk. Birlikte sanırım 10’a yakın video kaydettik, bir de konser yaptık Paris’te. Çok eğlenceliydi.

‘Hayat Böyle’ senin ilk Türkçe solo albümün. Albümün ilk lansmanı da Ankara’da oldu. Geçtiğimiz hafta da İstanbul’da Kadıköy Sahne’de. Nasıl yorumlar alıyorsun?

Şu ana kadar beklentilerimin de ötesinde gitti diyebilirim. İnsanlar ne söylediğinizi anladıkları zaman doğal olarak kendilerini çok daha yakın hissediyorlar müziğe karşı. Sadece üç üç buçuk aydır ortalardaymışım gibi hissediyorum  çünkü daha önce beni hiç dinlememiş büyük bir kitleye ulaştım. Sağ olsunlar çok güzel yorumlar alıyorum, parçalarımı söylüyorlar, bana gönderiyorlar, güzel mesajlar yazıyorlar. İletişim kurarken zorlanmadık ve çok keyifliydi.

Albümden biraz bahsedelim…

‘Hayat Böyle’, Mayıs 2017’den beri yazdığım onlarca parçanın içerisinden uygun olduğunu düşündüğüm 5’ini seçmemle oluşan bir mini albüm oldu. Bir yolculuğun başlangıç hikayesi gibi. İçinde elektronik müzik de var, indie pop da… Ama hepsi rock müziğin, benim köklerimin ekseninde.

Henüz 25 yaşındasın. Müzik üzerine büyük hedeflerin, ayağını yerden kesecek projelerin var mı?

Orta ve uzun vadede kesinlikle Amerika’da da İngiltere’de müzik yapmayı istiyorum. Bununla ilgili birkaç fırsatım oldu ama hep diğer Avrupa ülkeleriyle ilgili fırsatlardı. Benim en büyük hayallerimden birisi rock’n roll’un mutfağının, çıkış noktasının havasını solumak. Bir solist olarak, bir şarkı yazarı olarak hatta bir ritm gitarist olarak. Bunu yapmayı çok istiyorum.

Müziğini dinleyenler ülke dışında çok daha iyi işler yapabileceğini söylüyor. Seni Türkiye’ye sığdıramıyorlar, ne dersin?

Çok mutluluk verici elbette. Sanırım bunda daha önce İngilizce bir albüm yazıp söylemiş olmamın, Karl’la yaptığım çalışmaların yurt dışından çok ilgi görmesinin etkisi var. Ben de kendime güveniyorum. Ardahan’daki çocuktan da aynı şeyi duyabiliyorum, Atlanta’da arkadaşım var mesela; Lucy Piller. Dünyaca ünlü rock solisti Paul Rodgers’ın çok yakın arkadaşı. O da aynı şeyi söylüyor. Çok çok çok isterim.

Keşke şu adamla/kadınla aynı sahneyi paylaşsam da bir düet yapsam dediğin biri?

Ohoo çok var. Bu soruya her seferinde farklı cevap veriyorum. Bakalım bu kez ne diyeceğim… Hmmm… Grup olarak Foo Fighters’ı çok andık Foo Fighters diyeyim, adam diyeceksek Myles Kennedy, kadın diyeceksek de Joss Stone demek istiyorum. Joss Stone ile paylaşılacak her sahneye çok açığım.

“MÜZİKTEKİ İSTİKRARI 90’LARDAKİ ROCK GRUPLARIYLA YAKALADIK”

Türkiye’deki rock gruplarını nasıl değerlendiriyor? Sana ilham verenler var mı hiç?

Yaklaşık 50 senedir dünyaya kıyasla Türkiye’de biraz daha farklı türlü bir rock yapılıyor. İnanılmaz iyi müzisyenlerimiz ve sanatçılarımız var. 70’lerde mesela Zeppelin’ler, Free’ler, Who’lar varken biz birazcık daha saykodelik gruplardan etkilenmişiz. Jethro Tull’dan, King Crimson’dan etkilenmişiz mesela. Ve bu tarzı halk müziği ile iç içe ve doğu-batı sentezi müthiş yapıtlar ortaya çıkarmışız. Öteki taraftan, grup ve sanatçılarımızın sound’larının ve yaklaşımlarının albümden albüme çok değiştiğini görüyorum. Mesela 70’lerdeki Barış Manço ile 80 ortası, 90’lardaki Barış Manço çok farklı. Adeta baştan başlamış yepyeni bir sanatçı gibi. Bunu Anadolu rock tarihine hakim uzman abilerimiz var, onlar daha iyi şekilde açıklarlar ama ben anlam veremiyorum, o kadar radikal değişikliklere ve sebeplerine. O konudaki istikrarı sanırım 90’lardaki rock gruplarla yakalıyoruz. Daha yenilerden söz etmek gerekirse, Duman’ı çok seviyorum çünkü kimseye benzemiyorlar. Sapına kadar rock grubu. Yavuz Çetin’i saymamak tabii ki olmaz. Eğer yaşasaydı kim bilir ne kadar ileri gidecekti.  Çok büyük bir kayıp, çok özel bir ruh. Redd’in ilk iki üç albümü benim için çok özeldir. Mor ve Ötesi’nin ‘Dünya Yalan Söylüyor’undan bahsetmemek olmaz. Bunlar hep çok severek dinlediğim Türkçe albümler. Yenilerden bahsetmek gerekirse, bu ara Gözyaşı Çetesi’ni keşfettim. Bence tam anlamıyla kafayı yemişler. İnanılmaz güzel müzik yapıyorlar. Instagram’ı da aşırı komik kullanıyorlar bu arada.

Spotify listeni karıştırsak en çok dinlediklerin kimler?

Hep değişiyor. Şu sıra Royal Blood, Editors, Badflower gibi grupları severek dinliyorum. Sevgili arkadaşım Sena Şener’i de tabii… Sesini ve müziğini çok seviyorum.

Rock müzik dışında başka bir müzik türüyle uzaktan yakından ilgin var mı?

Hiç olmaz olur mu? Rock müzik ekseninde müzik yapıyorum diye öbürlerini dinlemiyorum diye bir şey yok. Zaten artık tarzlar iç içe geçiyor. Lana Del Rey, Moby, Oh Land, David Guetta (sadece ilk albümleri), Tony Bennett, Ladytron, Marvin Gaye gibi isimler aklıma ilk gelenler.

Sence bu dünyada gelmiş geçmiş en büyük ses?

Soruna soruyla karşılık veriyorum hemen! Sence dünyanın en büyük futbol takımı?


Ben senin sorunun cevabını zaten veremem, takım makım bilmem! Madem öyle, Oscar’ı ‘Bohemian Rhapsody’yle Rami Malek alır mı dersin? Filmi izledin mi? 

Ben çok beğendim. Çokça da eleştirildiğini gördüm. Sanırım insanları ikiye ayırdı. Böyle filmlerin eleştirilmesini çok normal buluyorum. Sonuçta sinemaya aktarmak istediğiniz insan bir efsane. Onun hayat hikayesini beyazperdeye aktarırken ister istemez biraz daha sinematik, kurgusal bir hale getirmelisiniz. Bu da bir biyografiden çok yorum olarak değerlendirilebiliyor. Elbette gerçeğiyle örtüşmeyen olaylar, durumlar olacaktır. Filmde inanılmaz bir emek var. Oyunculukları çok beğendim, konser ve performans sahneleri, müzisyen olarak ekstra ilgimi çekti. Gitar çaldığı sıradaki el hareketlerine kadar her şey isabetliydi. Queen sonuçta bir rock grubu ve bir rock grubunun hikayesinin sinemaya bu denli başarılı aktarılması, dünya çapında bu kadar büyük bir etki yaratması, bir müzisyen olarak beni çok mutlu etti. Malek’in Oscar’ı alamaması için bir sebep görmüyorum ama diğer adayları da incelemek lazım.

2019’dan en büyük beklentin ne?

Çok yazıp çok bestelediğim, yepyeni insanlarla yepyeni çevrelerde tanışıp güzel enerjiler yaydığım, aldığım, hepsinden önemlisi bol bol müzik yapıp parçalarımı seslendirdiğim bir yıl olsun istiyorum. İyilerin kazandığı  bir yıl olsun. Bir de aşk istiyorum ben ya! Aşık olsam keşke… Amma beklentim varmış! Hepimiz için en güzeli olsun.

O zaman aşk olsun sana Batu, aşk olsun!