Uzun zamandır izlemek için sabırsızlandıklarımdan… İşin içinde defilelerindeki performansları ilgiyle takip ettiğim, BASHAQUES markasının kurucusu Başak Cankeş olunca heyecanım daha da arttı tabii… Bu akşam Zorlu PSM’de bir defile değil, teartral bir performans izleyeceğiz. Benim asıl ilgimi çekense bunun modaya karşı bir manifesto olması. Cankeş’in ‘anarşist’ ruhundan ortaya çıkanları merak ettim, ‘The Truth’ başlamadan neler olup bittiğini sordum.

Modaya dair aklınızdan neler geçiyor? Defileler, “Nasıl bu kadar ince olmayı başarıyorlar?” diye sorguladığınız  bedenleriyle podyumda yürüyen modeller, kimini asla sokakta giyemeyeceğinizi uçuk kaçık tasarımlar, milyon dolarlık markalar… Peki moda kavramı gerçekte bu mu? Tasarımcı Başak Cankeş, zihnimizin içinde ‘oluşturulmuş’ kalıpları kırmak için isyan bayrağını kaldırıyor ve bize modanın ‘gerçek’ yüzünü gösteriyor. ‘The Truth’, yaklaşık 200 kişinin emeğiyle bu akşam sahnede. Performansa saatler kala Başak Cankeş,  Ajandakolik’e anlattı…

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu


Öncelikle cesaretiniz için sizi tebrik ediyorum! Takip ettiğim kadarıyla hep öyleydiniz ama bu defa moda endüstrisine ciddi bir eleştiri getiriyorsunuz; bir sistem eleştirisi, adeta bir manifesto!  24 Ocak’ta Zorlu PSM’de ‘The Truth/Gerçek’ performansınızı sizden dinleyelim. Seyiriciyi neler bekliyor?

Bana öyle geliyor ki kendimize söylediğimiz yalanlar üzerine inşa ettiğimiz bir dünyadaymışız ve sorgulamadan tükettiğimiz, bize hazır mama gibi verilen tırnak içindeki gerçeklikleri yaşıyoruz.
‘The Truth’ performansım, ana faaliyet alanım olan moda üzerinden bu konuya verdiğim bir tepkidir. Benim bugüne kadarki moda ve sanat yolculuğumda gelmiş olduğum son ruh halim de diyebiliriz. Bu performansı, modanın insanları, hem giyinenleri hem biz giydirenleri kuklalaştırması üzerine bir öz-eleştiri olarak tasarladım. Buna öz-eleştiri diyorum çünkü kendimi tanıma yolculuğumda kendi yaptıklarımı da eleştirdiğim bir senaryo…

Pinokyo hikayesinin metaforları ve geleneksel deri oyma sanatının modaya aktarılarak modanın daha zengin ve zor ulaşılabilir bir kavram olmasını isteyen bir moda tasarımcısının arayışı. Senaryosunu yazarken madalyonun iki yüzünü de izleyenlere göstermek ve bir farkına varma anı yaşamalarını sağlamak için üç farklı climax yani çıkış anı olan; üç farklı sahneden oluşan ve ayakta deneyimlenen bir şov bu. Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde ana sahnede gerçekleşecek ve izleyici koltuklarda değil şovu sahnede deneyimleyecek.

“MODANIN SIRADANLAŞMIŞ KALIPLAR HALİNDE SUNULMASINA İTİRAZIM VAR”

Bu da bir ‘moda şovu’ olacak ama sonuçta, değil mi?  Gerçi en başında bir uyarı var: “Bu bir defile değildir” diye ama galiba “şov devam ediyor.” Proje nasıl gelişti? Sanırım senaryosunu da siz yazdınız. 

‘The Truth’ bir moda şovu değil. Senaryosunu ve yönetmenliğini üstlendim. Sonrasını 200 kişiye ulaşan bir ekip çalışması izledi. Moda dünyasını ve oradaki bazı samimi olmayan davranışlarımızı (kendim de dahil) konu alan bir performanstır, ‘The Truth.’ Modanın alışılagelmiş hatta sıradanlaşmış kalıplar halinde sunulmasına itirazım var. Bir sistemin, sistem grubuna dahil olanlar tarafından dayatıldığı gibi kullanılıyor ve yürütülüyor olması, o sistemin başka şekilde yapılmayacağı anlamı taşımaz. Fakat daha önce pek örneği olmadığı için hâlâ defile ve koleksiyon tanıtımı olarak görenler oluyor. ‘Teatral Performans’ diye adlandırabiliriz. Bu performansın konusu moda değil, dizi sektörü de olabilirdi. Ya da bir evde geçen olayları konu alan bir tiyatro da olabilirdi. Ben koleksiyonumu yine orada da günyüzüne çıkarabilirdim. Böyle değerlendirmek lazım. Catwalk tek yol değil. 

Amerika Moda Tasarımcıları Konseyi (CFDA), 2019’da tasarımcıların sürdürülebilirlik, beden pozitifliği, çeşitlilik ve eşitlik konularına odaklanma çağrısında bulunuyor. ‘The Truth’, bu anlamda bir ilk değil mi? Üstelik modanın içinden biri tarafından yapılan bir eleştiri performansı… Ne diyeceksiniz?

Birlik felsefesi, kimseyi küçük görmeme, moda sektöründe ya da herhangi bir sektörde yapılan emek verilmiş işlerle ilgili hemen önyargı oluşturmama ve ahkam kesilmemesinin önemi, insanın insana yaptığı eleştiri zulmünün bir süzgeci olması gerektiği ve toplum baskısı yüzünden tasarımcıların , giyinenlerin yaratıcılıklarını kaybedip birer kuklaya dönüşmelerini ele aldığım, kendime de yaptığım bir öz-eleştiri performansı.


“YALANLARLA YÜZLEŞMEMİZ BİZİ GERÇEKLİĞE TAŞIMAZ MI?” 

Adı neden ‘The Truth/Gerçek’?

Kendimize söylediğimiz yalanları ana faaliyet alanım olan moda üzerinden disiplinlerarası bir performans ile tanımlamak istedim. Yalanlarla yüzleşmemiz bizi gerçekliğe taşımaz mı? Bu nedenle ismi böyle seçtim. Moda kavramı özümüzü kapatmak için bir araç değildir. Yalnızca hayatı güzelleştirmek için vardır fakat bunun yerine kişilerin insanlığını unutmasına, sadece etrafa gösteriş yapmak için yaşamasına sebep olmamalıdır.

Proje için çekilen videoları izledim ve çok sevdim. ‘The Truth’a kendi üretimleriyle dahil olanların konuşmalarının yer aldığı videoları.  Çok kalabalık bir ekipsiniz. Bu ekibin arkasında kimler neler yaptı, merak ediyorum. 

Öncelikle kuklaların ahşaptan oyulması sebebiyle pinokyo metaforlu bir iş olduğundan ben ahşap oymasını kıyafetlere deri oyması olarak tercüme ederek uygulamak istedim. Bunu uygularken de deri oyma sanatçılarını kendi desenimi oydurarak modellerimi deriden el ile diktirerek projeye dahil ettim. Her koleksiyonumda bir zanaat kullanıyorum. Bu projenin de zanaatkarları çok değerli deri oymacıları oldu. Bunun dışında Plastik Makyözümüz Hüseyin Akgül aynı zamanda burunları yaptı. Ekin Bernay, Koreografımız. Bunun dışında koleksiyonun styling’i mert Yemenicioğlu tarafından yapıldı. 40 tane gönüllü performansçımız ve 15 tane tiyatrocumuz var. Hepsi çok değerli insanlar. Zeynep Dilara Aksoy projenin bir yıldır yapım aşamasının belgeselini çekiyor. Saçlar Makas, maskeler Gülüm Erzincan tarafından tasarlandı ve hepsine tek tek emek verdi.

“RUHLARIMIZI ZIRH İLE ÇEVRELEDİĞİMİZ BİR MODA YAPIYORUM”

Defile veya moda şovlarınızda hep bir mesaj var. Siz bu akımın temsilcilerindensiniz. Hatta Türkiye’de gerçek anlamda tek olduğunuzu düşünüyorum. Peki sizce tasarımcı hep mesaj vermeli mi?

Tek miyim bilmiyorum ama bu konuda bayrağı taşıyanlardan birisiyim diye düşünüyorum. Kesinlikle öyle bir şart yok fakat catwalk yapmadan da ya da manken kullanmadan da kıyafetlerimizi sunabilmeliyiz. Ben hikayelerim üzerinden tasarımlarımı gerçekleştiriyorum. Çünkü normal trendlere uymaya çalışmıyorum. Ruhlarımızı giydirdiğimiz ya da ruhlarımızı zırh ile çevrelediğimiz bir moda yapıyorum. Yani her kıyafetimin hayata dair çözmek için uğraştığı bir derdi tasası var.


Bu perfomans başka yerlerde de sahnelenecek mi? (Dünyaya yayılmalı!) Ve ne kadar sürmesi düşünülüyor, bilginiz var mı?

Evet, bu performansın Kültür Bakanlığı tarafından desteklenmesi durumunda yurt dışına götürülme olasılığı var. Çünkü çok büyük bir prodüksiyon ve ekip işi…

Başak Cankeş’i hiç tanımayana, bilmeyene onu anlatacak olsanız neler derdiniz?

Başak Cankeş: Alaçatı’da yaşamayı seven, hayallerini gerçekleştirmeye çalışan bir dünya vatandaşıdır.

2019’da moda dünyası yönünü nereye çeviriyor? Sektörün geldiği noktayı resmedecek olsanız…
Gerçekten hazır giyim markalarının esiri olduk. Buna bir dur demek lazım… Kişisellik ön plana çıkmadığı sürece hepimiz birbirimizin aynısı olarak giyinmeye mahkumuz. Emek verilmemiş kıyafetler ve hakkını alamayan tekstil işçileri için büyük şirketlerden başlanarak bir duyarlılık oluşturulması şart diye düşünüyorum.

Ajanda tutuyor muyuz? Tutuyorsanız içinde ne var?

Defterim her gün yanımda. Biraz karışık not almayı seviyorum. Ajandamda ‘The Truth’dan sonra en yakında şubat ayındaki Hindistan seyahatim var.

Moda dışında nelerle ilgilenmeyi seviyorsunuz?

Rüzgar sörfü ve Kite sörf yapıyorum, yüzmeye ve bisiklete binmeye bayılırım. Sürekli seyahat etmeyi çok seviyorum.

Yaptığınız işle ilgili olarak birilerine ya da bir şeylere teşekkür edecek olsanız kimler, neler olurdu?

Öncelikle anneme ve babama, tüm aileme teşekkür ederim. İnandığım her işi gerçek kılabileceğime olan güvenimi kırmadan beni büyüttükleri için. İzmir Ekonomi Üniversitesi’ne ve hocalarıma, bugüne kadar gelmeme sebep olan performansları yapabildiğim için Mercedes Benz Fashion Week İstanbul’daki tüm ekibe, Lappart Pr ailesine, terzilerime, her şovumda bana destek veren sponsorlarıma, saymakla bitmeyecek… Bana, bize inanan tüm müşterilerimize sonsuz teşekkürler…