Bundan yaklaşık bir ay önce Baba Sahne’de izledim ‘BU21’ oyununu. Yalnızca birkaç dakika sürdü oyunun içine karışmam. Gencecik bir sahnede gencecik oyuncularla dolu dolu bir oyun. Heyecanla izliyor ve düşünüyorsunuz; “Peki şimdi ne olacak?” Oyunun yönetmeni ve aynı zamanda oyuncusu Alev Sezer’le Moda’da bir araya geldik.

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu

BU21’in galası. Final… Alkışlar, alkışlar, ayağa kalkanlar ve “Oyunun yönetmeni Alev Sezer!” diyen bir ses, Alev Sezer’i çağırıyor. İçimden “Alev Sezer ölmedi mi yahu?” diye geçiriyorum, bu dünyada olmadığını bile bile, kendimden endişe ediyorum. Oturanlar arasından sahneye fırlayacak bir Alev Sezer arıyorum. Meğer… Ah meğer, bilmiyormuşum! Türk Tiyatrosu’nun usta ismi, müthiş ses Alev Sezer’in oğlunun ismi de Alev Sezer’miş. Babasını çok severdim, oğlunu da çok sevdim. Tıpkı kendisinin de söylediği, ben de babasını tanıyanlar, bilenler gibi yüzünde, gözlerinde babasından bir şeyler aradım. Bulmam hiç de zor olmadı. Gülüşü, bakışı, sesindeki bir ton…
Alev Sezer’in oğlu Alev Sezer… Bugün Ajandakolik’te.

Hem yönetmenliğini yapıp hem de oynadığın ilk oyun mu ‘BU21’?

Yetişkin tiyatrosu olarak yönetmenliğini yaptığım ilk oyunum oldu. Oyuncu olarak başka oyunlarda da rol almıştım. Bir de, Fin Tiyatro dışında ‘Düşler Perdesi’ adında bir çocuk tiyatrosu ekibimiz var. Yaklaşık üç senedir aktif olarak çocuk oyunları oynuyoruz. ‘Küçük Prens’ ve ‘Oz Büyücüsü’ adında iki çocuk oyununda yönetmenlik deneyimim oldu. Oz Büyücüsü oyunumuzda aynı zamanda oynuyorum da.

Oyunun konusunu okuyunca bir uçak kazasıyla ilgili olduğunu görüyoruz. Yeterince üzücü şeyler var hayatımızda. Oyunun trajik konusundan yola çıkarak hüzünlü bir oyun mu bizi bekliyor?

Oyun kaleme alındığı coğrafya (İngiltere) gereği, fazlasıyla dramatik bir dille yazılmış. Bence yazar da kurguladığı olayı sarsıcı ve sert bir yerden anlatmak istemiş. Ancak biz bambaşka bir coğrafyadayız ve böyle olaylara çok sık maruz bırakılıyoruz. Bu yüzden insanımız neredeyse kendi ülkesindeki terör olaylarını bile kanıksar hale gelmiş, bağışıklık geliştirmiş durumda. Dolayısıyla, seyirciyi hüzünlü bir oyundan ziyade daha çok metnin mesajını aktarmaya çalışan bir kara komedi bekliyor diyebiliriz.


Ekip çok genç, sen de öyle. Nasıl bir araya geldiniz? Herkes konservatuvar çıkışlı mı?

Evet, hepimiz İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı mezunlarıyız. Açıkçası konservatuvardan mezun olduktan sonra neredeyse hiç kopmayan bir arkadaş grubuyduk. Uzun zamandır bir arkadaşımla birlikte oyun arıyorduk. BU21’de karar kıldığımız an herkesi bir araya getirmeye çalıştım. Ekipteki çoğu arkadaşım zaten hali hazırda iki üç oyunda ve Devlet Tiyatrosu’nda oynayan oyunculardı. Ancak arkadaşlarımla konuşur konuşmaz, hepimizin birlikte kendi işimizi yapma konusunda ne kadar heyecanlı ve istekli olduğumuzu gördüm ve vakit kaybetmeden provalara koştuk.


‘BU21’de altı gencin hikayesi anlatılıyor. Hepiniz başrolsünüz diyebilir miyiz? Bu, oyuncular arasında iyi bir denge sağlıyor olmalı.

Evet, diyebiliriz. Roller hem yaş hem de dağılım olarak bizim için sanki özenle yazılmış gibi. Hep beraber hem paslaşarak hem bireysel olarak sahnede var olabildiğimiz, eğlencesini de çıkartarak oynayabileceğimiz bir metin. Sanırım beni de en çok kendine çeken yanı buydu.

Henüz oyunu izlememiş olanları tavlamak için oyun hakkında ne dersin? Neden izlesinler?

Açıkçası tavlamak için vaat vermekten ziyade, içtenlikle söyleyebileceğim şey; bu mesleğe, tiyatroya gerçekten gönül vermiş, işini keyif alarak yapan yeni mezun arkadaşlarla birlikte bu oyunu ortaya çıkardık. Oyunu henüz izlememiş kişilere şunu söyleyebilirim. İzlemeye geldiğiniz zaman genç, kolektif ve güzel duygular hissettirecek farklı bir enerjiyle karşılaşacağınıza inanıyorum.


Oyunun dikkat çekici taraflarından biri de sistemi eleştirmesi. Hatta karakterler arasında “Faciadan nasıl nemalanırım?” diyen bir yazar da var. Bunlar yaşadığımız çağın olmazsa olmazları, ne dersin?

Bence oyun bu durumu belki de göze parmak sokarak, naif bir dille seyirciye aktarmaya çalışıyor. Şahsen, toplumlar kurulduğundan beri bu insanlar hep var olmuşlar ve olacaklar. Ancak evet, içinde bulunduğumuz çağın göstermeciliği ve yapaylığıyla artık belki de birçoğumuz böyleyizdir.

20’li yaşlarında genç bir oyuncusun. Popüler kültüre ve sosyal medyaya bakışın nasıl?

Belki de büyüdüğüm aile ve arkadaş çevrem yüzünden bilmiyorum ama çoğunluğa göre daha steril yetişmiş olabilirim. Popüleriteye karşı durmanın, klişe bir karizma algısı var. Belki de klişeyimdir. Bireysel olarak çok aktif olarak sosyal medyayı kullandığımı söyleyemem. Ancak bir yandan, hem yetişkin hem de çocuk tiyatrosu ekiplerimiz sayesinde neredeyse sosyal medya uzmanı olacak kadar çok içli dışlı olduğumu da söyleyebilirim.

İngilizce aslından Türkçe’ye uyarlanan ‘BU21’de küfürlere de birebir yer verilmiş sanırım. Seyirciden tepki geliyor mu?

Seyirci sağ olsun, küfürlerin ağırlığı veya sertliği üzerine tepki vermekten ziyade bilinçli bir şekilde, İngilizce aslında durduğu gibi durmayan, sakil ve dilimize oturmayan bazı küfürlere karşıydı. Yorumları da dikkate alarak ilk iki oyun sonrasında bazı düzeltmeler yaptık. Kenter Tiyatrosu’nda yaptığımız prömiyerden bu yana sanırım 13 oyun oynadık ve o zamandan beri bizim kulağımıza gelen olumsuz bir şey olmadı.


Çeviri oyun oynamanın dezavantajları var mı? Uyarlama konusu mesela?

Olduğunu düşünüyorum. Bahsettiğim gibi özellikle modern metinlerde daha sıkça karşılaştığımız, aktarılmak istenen derdin dilde engele takılması ve o derdin bize ait olmadığını hissettirmesi. Ancak biraz daha fazla üzerine düşülerek rahat bir şekilde üstesinden gelinebildiğini düşünüyorum.

Tiyatrodan sinemaya geçmeyi düşünüyor musun? Ya da diziler mesela… Sen de bir jön tipi var.

Sinemaya dair farklı bir tutkum var açıkçası. Hem oyuncu olarak hem de kendi ekibimi kurup kendi işimi, istediğim hikayeyi anlatma açısından. Biraz daha zaman var sanırım ama hep bir metre ötemde duruyor o tutku, kaybolacağını da pek düşünmüyorum. (Gülüyor.) Diziler biraz karışık. Güzel ve ince düşünülmüş bir rol gelirse, yönetmenin de bana yakıştırdığı, koşarak oynarım.


En çok sormak istediğim sorulardan biri de babanla ilgili. Türk Tiyatrosu’nun unutulmaz oyuncularından ve seslendirme sanatçılarından Alev Sezer’in oğlusun. Baban, ilk olarak 80’lerin efsanevi dizisi ‘Mavi Ay’da Bruce Willis’i seslendirmişti. Sonra da adeta onun sesi oldu. Hatta Bruce Willis’in kendi sesinden daha çok yakıştırıyorduk onun sesini. Merak ediyorum sen o diziyi hiç izledin mi? Babanın seslendirdiği dizilere, filmlere denk gelmişsindir mutlaka… Onu duyunca ne hissetmiştin, hissediyorsun? 

İnternetten ve elimizde bulunan görüntülerden ‘Mavi Ay’ ve ‘Dallas’ı ve belki de fazlasını izleyebildim. Açıkçası babam vefat ettiğinde iki buçuk yaşındaydım ve onu tanıma şansım pek olmadı, rüya gibi olan çocukluk anılarım haricinde. Genellikle çevremdekilerin anlattığı kadarıyla tanıdım babamı ve dürüst olmak gerekirse hissettirdiği duyguyu tam adlandıramıyorum. Senelerdir tiyatro yapan Haldun Dormen ya da Haluk Bilginer ile karşılaşıp tanıştığımda da, 35-40 yaşlarındaki genç Devlet Tiyatrosu oyuncularıyla tanıştığımda da hep aynı cümleyi duyuyorum. “Bambaşka ve çok değerli bir insandı baban” diyorlar ve uzunca bir sarılıyorlar. Sanırım gözlerimde bir şekilde onu arıyorlar. Çok dram yapıyormuş gibi olmak istemiyorum ama sanırım bana gerçek şeyler hissetiren nadir anlar bunlar.

Yok canım, neden dram yapasın. Duygusal anılar bunlar. Peki, sence kişi, ailesinin yaptığı mesleği mi seçmeli? Bu, daha doğru bir tercih olabilir mi?

Tabii ki hayır. Hatta belki de onu seçerken özellikle birkaç kere düşünmeli, çünkü hep bir yönlendirilmiş, oraya çekilmiş olma ihtimali var. Babamı tanıyan büyüklerimden ve annemden sık sık işittiğim kadarıyla babam yaşasaymış bu kararın karşısında bile dururmuş. (Gülüyor.) Orası işin şakası tabii. “Sen istekli olursan desteklerdi ama özel bir çaba kesinlikle göstermezdi” diye bahsediyorlar. Ben yine sadece herkesin söylediğini yineleyebilirim. Binbir tane meslek var ve bunların hepsini deneyimleyeme şansımız ve olanağımız yok. Kişi, deneyimleyebildikleri içerisinde en mutlu hissettiği mesleği yapmalı bence.

Bu sezon oynadığın başka bir oyun var mı?

Üç sezondur devam etmekte olan ‘Ölü Ozanlar Derneği’ adlı oyunda oynuyorum. BU21 haricinde yine kendi ekibimizin işi olan ‘Oz Büyücüsü’ çocuk oyununda oynuyorum.

Oyunculuk yapmak ya da okumak isteyenlere bir öneri alalım senden.

Ya, açıkçası kendimi çok da öneri verebilecek pozisyonda görmüyorum. Ama yaratmanın ve yaratıcı bir sürece girmenin zevkini tattığım için, bir yerlerden bir şeyler beklemekten ziyade hep özgün ve kendilerinden bir şeyler yaratma çabası içerisinde olmaları üzerine yüzeysel sayılabilecek bir tavsiyede bulunabilirim sanırım.