Aylardır onlarla söyleşi yapmayı bekliyordum. Ha buluştuk ha buluşacağız derken nihayet bir araya geldik. Benden önce gelmişlerdi mekâna. Onları görünce soracağım tüm sorular aklımdan çıktı, deftere not ettiklerimin de çoğunu sormayı unuttum. Ama yine de çok fazla kesip kırpmak istemediğim için uzunca bir söyleşi ortaya çıktı. Türk Pop Müziğinin en özel ikilisi Oya Bora; Oya Küçümen ve Bora Ebeoğlu, ikili olarak yıllar sonra Ajandakolik’te. 

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu

O gün ilk gençliğimi takıp koluma, otobüse bindim heyecanla… Kafamın içinde çalıyor, dün geceden dinlediğim “Al aşkım beni yanına, dalmışım sarhoşluğuna…”  Birazdan Oya Bora’yla buluşacak olan ben miyim diye acabalarım var. İçim içime sığmıyor, sanki ilk aşkımla karşılacağım, kalbim küt küt atıyor.

Size ilk soruyu sormak için epey düşündüm ama bulamadım. Aslında çok soru var ama nereden başlasam bilemedim.  Siz kendinize soru soracak olsanız bu söyleşide, ilk ne sorardınız?

Bora: “Niye bu kadar dinlenmeye çektiniz kendinizi?” diye herkesin merak ettiği soruyu ben de kendime sorardım. (Gülüyor.)

Oya: Ben de “Ne yaptılar size?” diye sorardım. (Gülüyor.)

O zaman cevapları da alayım hemen. 

Bora: Ben müzikten çok fazla kopmadığım için aslında bu soruyu şöyle geçiştirebiliyorum. İncesaz’la birlikte sahne hayatı da devam ediyor, müzikte mutfakta var olmaya her zaman devam ediyorum. Ama Oya’nın kopuşunu ben de içime sindiremiyorum. Onu çok fazla baskı altında da tutmak istemiyorum. Bizim yıllardır süren  birlikteliğmizin formulü de bu. Hiçbir şeyi asla birbirimize zorlamayız. Ama gönlüm tekrar birlikte olup da şarkı söylemeyi çok istiyor. Bir gün mutlaka olacak diye ben bekliyorum.

Ben de! Peki öyle bir umut var mı?

Oya: Var ama şöyle söyleyeyim. Ben çok duygusal bir insanım. Duyarlı ve hassasım. 1997’de ‘Aşk İhanet Vs’yi yaptığımız zaman pek karşılığını alamadık. Çok büyük emeklerle yapmıştık o albümü. Tarz değiştirmiştik, hafif pop rock olmuştu. Mesela bir defasında İzmir Fuarı’na gittik, kabus gibiydi. Bazı çevrelerin içinde uzaylı gibi kaldım. Çok çabuk yılan biriyim ben. En ufak bi’ şey beni çabuk yaralıyor. Çok ısrar etmişti, kıramadık Okan Bayülgen’i,  programına çıktık. Sonra Twitter’da yazılanları okuyunca dünyam karardı. Ben insanları incitmek için yapılan şeylere “Hahaha!” deyip gülüp geçemiyorum. Koruma kalkanım yok yani elinde kılıç ya da küçücük çatalı olan bile ruhumu yaralayabilir. O yüzden de geri çekildim. Çocukluğumdan beri yaptığım ve yapmayı çok iyi bildiğim iş dublaja devam ediyorum.

Winona na Ryder’ın sesi misiniz hâlâ?

Oya: Hayır. O ahlâk artık kalmadı. Herkes her şeyi, herkesi konuşuyor. Sezai Aydın da söyledi ya “Benim yıllarca konuştuğum rolü pat diye bir başkasına vermişler.” Yani her yerdeki yozlaşma bizim dublaj işinde de devam ediyor. Daha iyi tanıdığım, bildiğim yerlerde olmayı seçiyorum ben de. Bir de eğer olursa, müzikli sinema filmleri yapıyorum.

Bora: Ben de bir ilave yapayım. Oya’nın çekildim dediği 20 yıla yakın bir dönemden bahsediyoruz, Cengiz, ben, Ceyda Pirali ve Cenk Erdoğan, aria ekibi olarak ‘Süper Baba’yla başlayan televizyon dizilerine ve filmlere müzikler yaptık. Oya bizim solistimiz oldu. Uzun bir macera. Dolayısıyla o da aslında mutfakta deli gibi çalışmaya devam etti. Biz onu çok sömürdük. (Gülüyor.)

Oya: Evet ya iki Üsküdar simidine bir şarkı söyle diyorlardı. (Gülüyor.)

Bora: Fiziksel olarak sahnede olmak ona o kadar önemli gelmeyince bunlar yetti. Konserin zevkini ben İncesaz’la yaşadığım için onun da yeniden yaşamasını istiyorum tabii. Oya daha çok butik, küçük işler yapıyor.


90’lı yılları özlüyor musunuz?

Oya: Çok özlüyorum ben. Acayip bir özgürlük ortamı vardı o zamanlar. Ortam özgür olduğu zaman bir sürü fikirler geliyor gidiyor. Mesela o zamanlar bütün müzisyenler hep beraber giderdik bir yerlere… İşte ne bileyim Kuşadası Şarkı Yarışması’na, Çeşme Uluslarası Şarkı Yarışması’na… Toplu halde hareket ederdik.  

Bora: Zamanın akışı ve zamanın ruhu biraz değişti. İki tane örnek vereyim. Bir tanesi Oya’nın şu anda yaptığı iş seslendirme, diğeri de bizim o dönemde yaptığımız en güzel işlerden biri reklam jingle’ı seslendirmek. Gençken bunlar insanı okul gibi eğitiyor. O dönemde insanlar, seslendirme yaptıkları zaman kaç karakter varsa hep birlikte stüdyoya girerlerdi. Stüdyoda hem işlerini yapar hem eğlenirlerdi. Şimdi herkes tek başına giriyor, kendi cümlelerinden öncesini sonrasını bilmeden işlerini yapıp on dakikada çıkıyor. Mesela biz Attila Özdemiroğlu ya da Melih Kibar’la birlikte reklam müziğini seslendirmek için stüdyoya girdiğimizde  o anda reklam jingle’ı bestesi hazır olmazdı, birlikte üretirdik. Otuz saniyelik üretim için bütün bir günümüz stüdyoya geçerdi, kakara kikiri yapardık. O kadar yavaş akıyormuş ki zaman. Şimdi kimseyle karşılaşmıyorsunuz bile. 

Albüm beklentisine girelim mi?

Bora: Old school kafalar olduğumuz için nedense on parça yapalım da albüm olsun diyoruz. Oysa tekli çalışmalar yapmak daha mantıklı. Belki öyle bir şey yapabiliriz. Ama tabii bunun devamını da konser ve sahneyle getirmezseniz bir kıymeti kalmaz. Bizim de mutlu olmamız için onu paylaşmamız gerekiyor.

En son 2014’te ‘Aşk Güzel Şeydir/ Adı Aşk Olsun’ albümünü çıkardınız. Ama biz sizi 90’lardaki şarkılarınızla hatırlıyoruz.

Bora: O albüm bizim arşiv albümüzde. Hiçbir zaman satmayı hedeflemedik. 20 yıla dağılan film müzikleri, diziler ve şarkılar var. İçinde türküler var. Bunu biz sadece çıkardık.

Oya: Sevdiğimiz şarkılar toplanmış oldu. Yoksa dağılır gider.

‘Seni Bana Yazmışlar’ albümünden önce üç albüm daha var: Akvaryum, Seninle Beraber, Tiryaki. Sizin bir araya gelişiniz nasıl oldu? Ben bu hikâyeyi bilmiyorum.

Bora: Okulda okurken Yamaha markası Türkiye’ye yeni girmişti.
Burada bir orkestra kuracaklar ve enstrümanların tanıtımını yapacaklar. Bir grup kurdular. Biz de o zaman müzik kulübünde şarkı söylüyorduk. Boğaziçi Üniversitesi de bu konuda çok imkanlar sunar. Dolayısıyla orada dışarıdan gelen çocuklar, o sırada müzik yapan insanlardan bir grup kuruldu. Beni de solist yaptılar. Melih Kibar’la tanışmam o döneme denk düşer. O da Boğaziçi’li. “Gel, ben jingle yapıyorum. Senin sesin şöyle iyi böyle iyi” dedi. Benim profesyonel anlamda müziğe atılışım jingle’larla oldu. Sonra da Eurovision macerası oldu. Melih “Sen olacaksın ama ben bir grup düşünüyorum” dedi. O ne derse benim için tamamdı. Fikir bile beyan etmiyordum. Yeter ki müzik yapayım. Grup Denk diye bir grup oluştu. Ve böylece Oya’yla da beni tanıştırmış oldu.

Oya: Sertab’la ikisini önce düşünmüşler. Fotoğrafları var hatta ikisinin. (Gülüyor.)

Bora: Attila Özdemiroğlu’nun stüdyosunda bir piyanonun başında bir araya geldik. Melih abi piyanoyu çalıyor, bir yandan da bize ses aralıkları veriyor, seslerimiz birbirine uyuyor mu diye… Bir ortama girdiğinizde hemen fark edilen, son derece modern ve etkili bir insanla karşılaştım. Bu, benim tarafımın hikayesi.

Oya: Yani taşralı çocuk, Frasa’dan yeni dönmüş bir kızdan etkilendi. Melih Kibar’ın jingle’ına gitmiştim. Bana “Sen çok yeteneklisin. Bir çocuk var, ona bir partner bulamadık. Gelir misin, dener misin?” dedi. Ben de kabul ettim. Hem sonra Gillette reklamında oynadığını söyledi. Aslında oynamıyormuş da ben öyle sanmışım. Şimdi izliyoruz biz o reklamı arkadaşımla. Böyle kaslı, kürek çeken çocuklar… Hangisi hangisi derken…

Bora: “Genciz biz, delikanlı. Aktif, dinamik, heyecanlı. Her yaşta her traşta…” diye bir jingle’dı. Oya’daki beklentiyi tahmin edersin… Jingle’ı söyleyen bendim.

Oya: Bir çocuk oturuyor, kırmızı pantolon askıları var, gözlüklü, bir şeyler okuyor. Önünden geçtim, ihtimal bile vermedim o olduğuna. Melih dedi “Görmedin mi?” diye. Nerden aklıma gelsin… “Olamaz!” dedim. Sonra ama ben koştum peşinden. Kolay yüz vermedi. Duygularını çeke çeke aldım.

Sizin “Ara Beni, öptüm seni seni, çok özledim deli gibi” şarkınızın koreografisini de hiç unutmam tabii. Ben de arkadaşlarımla hep taklidinizi yapardık. 

Oya: Melih Çardak yapmıştır o koreografileri. Hatta Yonca Evcimik’in ‘Abone’sini de o yapmıştır.

Bora: Bize, yakın dönemde bir video izlettirdiler. Yaklaşık 30 kız çocuğu 30 erkek çocuğu, kızların tişörtlerinin arkasında ‘O’ harfi, erkeklerinkinde de ‘B’, bu şarkıyla o dansı yapıyorlar. Kaç yıl sonra…

Oya: O dönem, o kadar güzel şeyler uyandırmışız ki çocukların ve o zaman genç olanların kalbinde, bu bana yetiyor. Hani bir şeyler bırakmak var ya, işte bu öyle bir şey. Bizim kötü bir şeyimiz yok; utanacağımız hiçbir şey yapmadık. Hep vicdanımızı ön planda tuttuk. Kimsenin üzerine basmadık. Belki çok daha iyi yerlere gelebilir, daha çok paralar kazanabilirdik. Aslında bana biraz acıklı geliyor: “Oya Bora’nın Dönüşü.” Yeniden büyük hırslarla falan…

Bora: Orada katılmıyorum. Acıklı değil. Yeni bir şey yapabilirsek kıymetli. 90’lar nostaljisi diye bir şey var ya şimdilerde. Onu kullanarak bir şeyler yapmayız. Deli gibi müzik dinlemeye devam ediyoruz. Bütün yeni trendleri takip ediyorum. Üretimlerine de katkıda bulunuyorum. Benim hayalimde yeni bir önermeyle gelebilirsek ki bunu başarmak çok zor, ancak bu olabilir. ‘Seni Bana Yazmışlar’ı yaptığımız zaman insanların önüne farklı bir alternatif, farklı bir dünya müziği koyduk. Bu, büyük ilgiyle karşılandı. Benim en tatmin olduğum şey bu: müzik dünyasına bir şey katmak. Yoksa çıkarım, paramı da kazanırım, hayatıma da devam ederim. Mesela Hakan Gerçek’in oynadığı oyunların müziklerini yapıyoruz. Van Gogh’un çıldırma sahnesindeki sesleri Oya yaptı. Yani aslında biz bir şekilde üretmeye devam ediyoruz. Ama insanların gözüne sokmadığımız için hiçbir şey yapmamış gibi algılanıyoruz.

Google’da isminizi arayınca “Oya Bora evli mi?” sorusu çıkıyor. Evleneli kaç yıl oldu?

Oya: 31 yıldır birlikteyiz. 2003 yılında evlendik, 16 yıl olmuş.

31 yıl, dile kolay! Bıkmadınız mı birbirinizden?

Oya: Hâlâ evde üniversiteli çocuklar gibi yaşıyoruz. Kurumsallaşmadık. Bu, çok önemli.

Bora: Evlendiğiniz zaman iki kişi evleniyor hem de ailelerle evleniyorsunuz ya. Bizim için bu tanım geçerli değildi. Biz birbirimizle evlendik. Hiçbir zaman o büyük aile olaylarına, anneler babalar, kuzenler, yemekler falan, bunlara pek girmedik. Hiçbirini zorunlu hale getirmedik.

Oya: Sadece bu kadar basit değil tabii… Bir de gerçek anlamda birbirinin dünyasına saygı duymak ve arada mesafe bırakmak çok önemli. Mesela şimdi Bora bana seyahate çıkacağını söylese elbette çıkabilir. Aramızda büyük bir güven var. Sürekli olarak benim yanımda olmak, benim hoşlandığım şeyleri devamlı yapmak zorunda değil. Biz birbirimizi sevdiğimiz için bir aradayız ama başka sevdiğimiz şeyler de var. Bir de düzenli olarak birlikte yemek yenecek, markete gidilecek, hafta sonu illa dışarı çıkılacak gibi şeyler için kendimizi asla kasmadık. Kim neyi yapmak istiyorsa onu yapıyor.

Birlikte müzik yapmak iyi hoş ve hatta romantik de bunun ilişkinize olumsuz bir yansıması hiç olmadı mı?

Oya: İnanır mısın ben herhalde en fazla 10 defa İncesaz’ın konserlerine gitmişimdir. O kadar çekinirim ki… Hani kocacığımın yanında durayım gibi şeyler yapmıyorum.

Bora: Zor olmuyor hatta ben şimdi biraz abartarak stüdyoyu eve de taşıdım. Evde home studio var. Uzun zamandır mastering konusunda kendimi eğitiyorum. Hakan Eren’le birlikte 70’lerin, 80’lerin, 90’ların plaklarını dijital ortama kazandırmak gibi bir çalışmamız var. Temizliyoruz, plaklara, cd’ye basmak gibi… O yüzden o işi evde yapıyorum. Evde sürekli bir müzik gürültüsü var. Bazen aynı şarkıyı yüzlerce defa duymak zorunda kalıyor, Oya.

İncesaz grubu üyeleri: Ezgi Köker Aldemir, Bora Ebeoğlu – solist; Murat Aydemir – tanbur; Taner Sayacıoğlu – kanun, Emre Erdal – kemençe;  Türker Çolak – vurmalı çalgılar; Akın Aral – bas gitar,  Volkan Hürsever – kontrbas, Cengiz Onural – gitar. 

İncesaz’da Ezgi Köker’le birlikte ya da solo olarak şarkılar söylüyorsunuz. İncesaz da kariyerinizde çok özel bir yerde sanırım.

Bora: Elbette. Cengiz Onural’la Oya’dan daha eski tanışıklığımız var. Çok yakın arkadaşım, okuldan. Onun yaptığı her işi ya beraber yaptık ya da onun yaptıklarında ben yardımcı olarak çalıştım. İncesaz, onların Türk Müziği kaynaklı projesiydi. İlk andan itibaren onlarlaydım ancak solistleri değildim. Biliyorsun kadın solistleri oldu hep… Yavaş yavaş bestelerde, vokallerde yer aldım.

Oya: Ezgi’yle muhteşem bir uyumları var. Ben çok seviyorum.

Bora: Birisiyle birlikte o heyecanı paylaşmak beni çok heyecanlandırıyor. Oya’yla da Ezgi’yle de seslerimiz çok uyumlu oldu. Bu, benim kader şansım sanırım. Daha da önemlisi Ezgi’yle arkadaşlığımız çok iyi gelişti. Sahnede en ufak bir kıskançlık, sürtüşme olmadan bunu sürdürebilmek o kadar kolay değil. Hep köstek değil destek olmak çok önemli.

Oya: Ben ona bulut ses diyorum. Hem kendisi de çok yumuşak.

Katılıyorum. Peki, İncesaz için ufukta bir albüm görünüyor mu?

Bora: Evet. Yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Murat Aydemir’in iki bestesi ortaya çıktı. Cengiz bir taraftan çalışıyor. Öyle bir takvimimiz yok ama pişiyor şarkılar. 

Yine pek çokları için Oya Bora’nın dışında Yeni Türkü’nün Süper Baba dizisindeki ‘Bana Bir Masal Anlat Baba’ şarkısıyla adeta efsaneleştiniz.O dönemi de analım mı biraz?

Oya: Almanya’daydık biz. 40 derece ateşle döndüm. O gün Cengiz aradı, stüdyoda ateşli ateşli şarkıyı söyledim. Kendim gibi söyledim. Sonradan öğrendim ki beni ‘Süper Baba’nın yönetmenliğini yapan Kartal Tibet önermiş. Çünkü onun filminde şarkı söyleyen bir çocuğu konuşmuştum. Dizide çocuk saflığında bir ses arayıp bulamamışlar. O da benim ismimi söylemiş. Bu şarkının bu kadar kalplere gideceğini hemen hissetmiştim. Daha çok insana varma şansı olabileceğine inandım.

Şarkıdan yola çıkarak baba kız ilişkiniz nasıldı?

Oya: Babamı Zihni Küçümen’i kaybedeli çok oldu. Bütün çocukluğum ve gençliğim kendimi ona sevdirmek çabasıyla geçti. Zor bir babaydı, belki de sevmiyordu beni, bilmiyorum. Hâlâ onunla hesaplaşıyorum.

Yine Oya Bora olarak söylediğiniz şarkılar içinde sizin için bir numara var mı? Benimki ‘Sevdikçe’.

Bora: ‘Ayrılık Ne zaman’ı çok seviyorum. ‘Seni Bana Yazmışlar’ benim için çok özeldir. Şarkıların pek çoğu da bizi anlatır.

Oya: ‘Tasvir-i Şikayet’. Bora’nın Boğaziçi Üniversitesi’nden Etiler’e yürüyerek beni almaya gelirken hem sözünü hem müziğini yaptığı şarkıdır. Cihangir’de daha ilk defa birlikte oturmaya başladığımız yıllar…  Bodrum katında, fareler mareler ahh… O sene Kuşadası Şarkı Yarışması’nda Çiğdem Talu Özel Ödülü’nü aldık.O yüzden de çok özeldir hem benim hem Bora için.

Bora: Hani demin de dedik ya… Taşradan gelen adamın Fransız eğitimi alan kıza seslenişidir bir bakıma, bu şarkı.  O yüzden de önemlidir.


Sosyal medyayla aranız nasıl?

Bora: Sahnedeyken bizi izleyen insanlara bakıyorum da bizi izlemek yerine ekrandan izliyor. Çok yazık, üzülüyorum.

Oya:  Instagram hesabı aç diyorlar. Bora’nın Facebook sayfasını da hayvan hakları haberleri, duyurularıyla doldurdum. Ama elbette bir albüm yaparsak o zaman olabilir. Bunun dışında kimsenin benim, bizim özel hayatımızda yaptığımız şeyleri görmesini istemem. Bu, bana teşhircilik gibi geliyor. İnsanlara iletmek istediğim bir şey yoksa ne gerek var.

Müzik dışında neler yapıyorsunuz?

Bora: Gücümüz yettiği kadar gezmeye çalışıyoruz.

Oya: Ama öyle beş yıldızlı otellerde falan değil. Öğrenci gibi yaşamak ne demek, demin konuştuk ya… Öyle yaşıyoruz. Netflix izliyoruz bol bol. Ben mesela polisiye dizileri seviyorum. Bir de komedi dizileri izliyoruz.

Klasik sorumu size de sorayım… Ajanda tutuyor musunuz?

Bora: Ben hiç tutmadım. Ama Oya çok tuttu. Babasından geçmiş ona. Babası içtiği sigarayı bile yazarmış.

Oya: Çocukluğumdan beri tutarım. Babam öldükten sonra onun çok özel şeyleri elimize geçtiği zaman kalbim kırıldı. İnsan gidiyor ve  senin çok koruduğun o şeyler ortalıkta. Dolayısıyla bütün şeylerimi yaktım. Ta çocukluktan beri olanları… Mektuplarımı da… Babamın da sadece 1960 yılına kadar olan defterlerini tuttum elimizde, ölümüne kadar olan defterleri yok ettim. Aslında onları kitaplaştırmayı da düşündüm önce ama sonra babam bunları ister miydi acaba dedim ve vazgeçtim, çoğunu yok ettim. Souçta bu, onun özel hayatı.

Çok teşekkür ederim. Benim için çok nostaljikti ve size duyduğum çok büyük bir özlemdi bu. 

Oya – Bora: Biz teşekkür ederiz, Nilüfer. Seni tanımak çok güzeldi.