Etkileyici. Sınır tanımaz. Gerçeklik algısını bozan. Seçim şansı tanıyan. Karar verdirten. Beyin yakan. Tanrı sizsiniz! 


Nilüfer Türkoğlu 

Bize ‘The Black Mirror: Bandersnatch‘ filmini nasıl bulduğumuzu soracak olanlara vereceğimiz cevaplar, muhtemelen hemen spotta yazanlar olurdu. Sonra devamını uzun uzadıya yazar, filmi henüz seyretmemiş olanlara bir güzel spoiler’ı verirdik: Baş kahramanımız ölüyor!

Şaka şaka… Heme kızmayın yahu! Evet, baş kahramanımız Stefan ölüyor ama bizim filmdeki Stefan ölüyor! “O nasıl oluyor?” derseniz işte asıl mühim olan nokta tam da bu soruya vereceğimiz cevap… Bu filmde spoiler vermek de almak de pek işe yaramıyor. Çünkü ‘The Black Mirror’ın son harikası, interaktif Netflix filmi ‘Bandersnatch’te filmin seyrine yön veren sadece sizsiniz. O da mı nasıl oluyor? Şöyle…


Filmi izlerken elinizin altında bir mouse olsun ve siz kararsız kalmayın yeter. Film boyunca filmin ana karakteri üzerinden size sunulan soruları cevapladığınız sürece yolunuza bakıyorsunuz. Kahramanımızın hangi kaseti dinleyeceğine bile siz karar veriyorsunuz. Ancak seçimler önünüze sunuluyor, iki tercihiniz var; birini seçiyorsunuz. Ona göre filmin akışı öyle ya da böyle ilerliyor. Haa bu arada kararsız kalıp verdiğiniz karardan geri dönemiyorsunuz. Çünkü filmi geri alma şansınız yok! Ama filmin ritmine uymayan bir tercih yaptığınızda film zaten kendini başa sarıyor. Sizi 80’li yıllara ışınlayan film, Netflix’in ‘geleceğin televizyonu’ kavramına nasıl selam çaktığını da gözünüze sokarken bir yandan ürkütücü olmayı başarıyor bir yandan da ilginizi bir hayli çektiği için keyfinizi yerine getirip ağzınızı açık bırakıyor.


YENİ YÜZYILIN TOLKIEN’İ CHARLIE BROOKER
İngiliz yönetmen, senarist, yazar, eleştirmen, yapımcı ve sunucu gibi pek çok sıfata sahip Charlton ‘Charlie’ Brooker, gelecek bir yüzyıldan bahseden bir hikaye anlatıcısı. ‘The Black Mirror’ serisinin hafızalarda yer etmiş belli bölümlerinde hatırı sayılır bir hayal gücünü ortaya koyan bu nev-i şahsına münhasır yaratıcı zeka, bize göre 21’inci yüzyılın Tolkien’i. Nasıl ki J.R.R. Tolkien’in yarattığı bir ‘Orta Dünya’ var, Brooker da günümüzün teknolojilerinden yola çıkarak yeni bir dünya düzeni oluşturmayı başarıyor. ‘The Black Mirror’ı yakinen takip edenler, ‘San Junipero’dan ‘Nosedive’a, ‘Metalhead’den ‘Playtest’e bu adamın işlerinin nasıl olduğunu bilir.


ALİS HARİKALAR DİYARI’NA SELAM

‘Bandersnatch’in yazarı da Brooker olunca, izlediğimiz maceranın, eğlence ve delilik üzerine nerelere varabileceğini tahmin etmek pek mümkün olmuyor. Onun fantastik ve bir o kadar sanal gerçekliğinde yürümek, Alice’in, Harikalar Dünyası’nda gezinmesiyle boy ölçüşecek cinsten. Öyle ki David Slader’ın yönetmen koltuğuna oturduğu bu yapımda, ‘Alis Harikalar Diyarında’ kitabının yazarı Lewis Caroll’ın kitapta yarattığı ‘Bandersnatch’ karakteri, Brooker’ın hikayesinin ismini oluşturuyor. Caroll’ın 1872’de yazdığı devam kitabı ‘Through the Looking Glass, and What Alice Found There’de (Alis Aynanın İçinde Neler Gördü?) bir şiirde beyaz bir canavar olarak karşımıza çıkan Bandersnatch, çok hızlı hareket ettiğine inanılan kurmaca bir yaratık olarak biliniyor. Filmle kitap arasındaki bağlantı sadece bununla da sınırlı değilmiş. Netflix filmindeki ‘Kitty’ karakteri, Lewis Caroll’ın Mad Hatter’ıymış meğer… Ana karakter Stefan’ın tavşanının peşinden gitmesi ise Alice’in de kitabın başında Beyaz Tavşan’ı takip etmesiyle denk düşüyor. Tamam beyniniz yandı, susuyoruz. Ama bunları zaten filmi izleyince anlamanız pek mümkün değil. Üzerine okuyup araştırmanız şart…


ESKİYE IŞINLANIP GELECEĞİ KURGULAYAN BİR MASAL 
Charlie Brooker, öyle bir senaryo yazmış ki çöz çözebilirsen, çık çıkabilirsen işinden işinden. Normalde filmin süresi bir buçuk saat olarak gösterilirken filmin seyrini değiştiren sizin sorulara verdiğiniz cevaplar, süreyi beş saate kadar çıkarabiliyor. Film, birden çok olası sona sahip. Bazıları çok daha çabuk bazıları ise epey ayrıntıyla dolu. İnteraktif film olması, çoğul sonları hazırlarken seyircinin kafasını karıştırarak “Ya başka bir seçeneği seçseydim?” sorusuna da cevap arıyor. Yani bizim sonumuzda baş karakter Stefan ölüyor, peki ya sizinkinde?

‘The Black Mirror: Bandersnatch’, özellikle başroldeki genç oyuncusu Fionn Whitehead‘le (Dunkirk filminden hatırlarsınız belki) seyircinin merakını ve ilgisini bir an bile yitirtmeyen, son dönemin en başarılı yapımlarından biri. 80’li yılların soğuk ve donuk atmosferi, filmde ışınlanma hissini çok iyi yakalıyor. Stefan ve Colin Ritman’ın (Will Poulter‘ın da rolünün hakkını verdiğini söylemeye gerek yok!) asit kafasına girdikleri sahneler de çok gerçekçi. Hayal gücü şov yapıyor.
‘The Black Mirror: Bandersnatch’, eskiye ışınlanıp geleceği kurgulayan bir masal, bir düş gibi… Bu masalın en ürkütücü ama en zevkli yanı gidişatını belirlemek, seyrini değiştirmek, sonuna hükmetmek…
İnsanoğlunun en sevdiği şeyler yani… Çünkü Tanrı’yı oynamayı kim istemez ki!