Rock tarihinin müstesna çocukları: The Grateful Dead

ajandakolik

İlginçtir, müzik tarihinin en özgün ve dayanıklı rock gruplarından The Grateful Dead hakkında Türkçe bilgi bulmak pek mümkün değil. Saygın müzik listelerden aylarca düşmeyen “American Beauty”, “Blues For Allah” ve “Workingman’s Dead” gibi albümleriyle hatırladığımız efsanevi grubun ortaya çıkışı, dile kolay yarım asırı geçti. Güzel bir tesadüf üzerine kurulan ve ismini de bir asit deneyimi sırasında alan The Grateful Dead’i bugün yalnızca eklektik müzikalitesiyle değil aynı zamanda ’68 kuşağının içinden geçen politik tavrıyla hatırlıyoruz. The Grateful Dead’in söz ve melodileri havayı doldurmaya, neşe bulutu olup gökkuşağı oluşturmaya devam ediyor. 

Yazı: Batuhan Sarıcan
batusarican@gmail.com

Genç Bob’ın 1964 yılbaşı gecesi yapacak bir işi yoktu. Palo Alto şehir merkezinde başı boş sürtüyordu. Sessizlik sinirini bozardı. Sırf ses olsun diye önce yerdeki bira tenekesine bir tekme savurdu, ardından ıslık çalmaya başladı. Hava tam olarak 9 dereceydi; ürperti hissetti ve mantosunu boynuna çekiştirerek soğuktan korunmaya çalıştı. Kafası da biraz iyiydi hani. 534 Bryant’ta yürümeye devam ederken Dana Morgan’s Music Store’a yaklaştığında bir melodi duydu ve ıslık çalmayı kesti. Herifçioğlunun teki, banjoyla Woody Guthrie’nin Tear the Fascist Down parçasını tıngırdatıyordu. Hem de ne tıngırdatma! Burası, Bob’ın plaklarını aldığı yerdi. İçeri daldı ve banjoyu çalan herifi gördüğü gibi tanıdı. Daha önce bir türlü tanışamadığı, uzun saçı ve sakalıyla, damla gözlüklü şişman herife de bak hele!

“Selam” dedi Bob. Tıngırtısı yarıda kesilen beriki, “Ne oluyor lan?” demek istedi ama ağzını açmadı. Karşısında duran uzun kumral saçlı herif, aynasız da olabilirdi pekâlâ. Cebi yeşillik, kalbi mutluluk doluydu. Bob üsteledi, “Ben Bob, Bob Weir.” Herifin gideceği yoktu ya, “Garcia,” dedi. “Jerry Garcia.” Bob, “Takılmak ister misin?” diye sordu. Jerry’ye göre hava her daim hoştu. Doğaçlama yapmaya başladılar. Saatlerce çaldılar. İşte bir ömür süren abi-kardeş ilişkisinin ilk adımı böylece atılmış oldu.

Dostlukları ilerledi ve klavye ile armonide Ron “Pigpen” McKernan’ı da aralarına dahil ederek Mother McCree’s Uptown Jug Champions’ı kurdular. Çok geçmeden aynı ismi taşıyan folk albümlerini kaydettiler. 1964’te davulcu Bill Kreutzmann gruba dahil oldu. Tanıştıkları müzik mağazasının sahibi Dana Morgan’ın oğlu Dana Morgan Jr. basa geçmişti. Yeni gruba The Warlocks adı verildi. Birkaç konserden sonra Dana Morgan Jr.’ın yerini Phil Lesh aldı ve 1965’te grup, ömürlük adıyla anılmaya başladı:
The Grateful Dead!

Beat Kuşağı’nın yerinde duramayan, delişmen fikir babası, itici gücü Neal Cassady, şoför koltuğunda.

ŞOFÖR KOLTUĞUNDA NEAL CASSADY 

Yola düştüler! Beat Kuşağı’nın delişmeni Neal Cassady’nin şoför koltuğunda oturduğu hippi otobüsünde takılıyorlardı. Körle yatan şaşır kalkar derler ya dans ediyor, hayvan taklidi yapıyor ve yollarda istedikleri gibi vakit öldürüyorlardı. Otobüste herkesin bir lakabı vardı; Bob’a “çocuk”, Jerry’e ise “Captain Trip” diyorlardı. Kendisini “patolojik olarak otorite karşıtı” olarak tanımlayan Bob’ın istediği yaşamdı bu. Bu süreçte yaşadıkları asit testi deneyimleriyle telepatik iletişimi sağlıyor, ritmin ve harmoninin zevkini tadıyor, müzikal uyumlarının temellerini atıyorlardı. Grubun The Other One belgeselinde o günleri anan Bob, “Müzik bir zorunluluktu ve ben peşinden gittim,” diyecekti.

San Francisco bölgesinde konserden konsere koşuyorlardı. Grubun en büyük performanslarından biri, 29 Ocak 1967’de San Francisco Hare Krishna Tapınağı’nda düzenlenen bir karşı-kültür bağış etkinliği olan Mantra-Rock Dance’da gerçekleşti. The Dead, etkinlikte Hare Krishna’nın kurucusu Bhaktivedanta Swami, şair Allen Ginsberg, Moby Grape, Big Brother and the Holding Company ve Janis Joplin ile aynı sahnede yer alacaktı. Karşıt kültürün özgürce serpildiği sokaklarda bir efsane doğuyordu. Haight Caddesi’nde kamyon kasasında çalarken binlerce insanı sokakta topluyor, Golden Gate Park’ta ücretsiz konserler veriyorlardı. 710 Ashbury’de birlikte yaşarken aile oluyor, Bob’ın “Akrabalık için kan, sudan yoğundur derler. Bizim için kandan da yoğundu,” diyeceği bir bağ geliştiriyorlardı. Bu evde Neal Cassady, Bob’ın oda arkadaşıydı ve sözlerini yazdığı ilk Grateful Dead parçası “The Other One”da Neal’dan yardım alıyordu. Neal, tıpkı Jack Kerouac’a yaşamayı ve yazmayı öğrettiği gibi Bob’a da şarkı sözü yazarken destek oluyordu.

3 Mart 1968, Haight Caddesi konserinde kamyon kasasında çalarken binler onlara eşlik edecekti

ÇİÇEK ÇOCUKLARDAN DEADHEAD’E…

O dönem, özgürlüğün simgesi çiçek çocukların (hippies) dünyayı tam anlamıyla sarıp sarmaladığı, saykodelik rock’ın doğum sancılarının yaşandığı rengarenk bir dönemdi. Özgürlüğün onlara verdiği yetkiye dayanarak, “Beklentileri karşılamak zorunda değildik” diyordu Bob. Çağdaşları Jefferson Airplane ve Quicksilver Messenger Service ile birlikte bu janrın yenilikçileri arasında yer aldılar. 1967’de Warner Bros. Records ile bir sözleşme yaparak tıpkı ilk gruplarında yaptıkları gibi grupla aynı isme sahip bir albüm kaydettiler. Bu albümde şansları pek de yaver gitmedi. Ancak işin rengi, şair Robert Hunter’ın gruba söz yazarı olarak dahil olmasıyla değişiyordu. Davulcu Mickey Hart da bu süreçte Kreutzmann’ın yanına ekleniyor ve 30 yıllık çekirdeği oluşturacak ekip, 1968’de Anthem of the Sun’ı kaydediyordu. Aynı yıl ABD’nin Vietnam işgali protesto ediliyor, hippiler dünyayı özgürleştiriyordu. (Yaşasın çiçek çocuklar!)

Bu sırada Pigpen, kendine alkole vurduğundan durumu pek iyi değildi ve grupta perküsyon ve vokallerle arka planda kalmaya başlıyordu. Tom Constanten ona destek amacıyla gruba dahil oldu. 1970’te grup, ses getiren iki klasik albümünü çıkardı; pastoral tınıların hâkim olduğu “Workingman’s Dead” ve “American Beauty”. Adı geçen ikinci albümdeki Truckin’ parçası, 31 Ocak 1970’de polisin Bourbon Caddesi’ndeki otel baskınını dile getirmesi açısından oldukça önemliydi.

1970 yılında kaydettikleri Workingman’s Dead ve American Beauty büyük ses getirdi.

1971’de klavyeci Keith Godchaux ve karısı Donna, sırasıyla yeni klavyeci ve yardımcı vokal olarak The Grateful Dead’e dahil oldu. Bir yandan aşıyı tutturmaya çalışıyor, diğer yandan üslubu yakalamaya çalışıyorlardı. Son haliyle folk rock ile country rock tınılarına sahip yerel gruplardan biri izlenimi verse de özellikle Workingman’s Dead, grubu kalbur üstü bir noktaya taşıyacaktı. 1972’de çıktıkları Avrupa Turnesi şahane geçiyor, The Grateful Dead’i dünyaca ünlü bir rock grubu mertebesine taşıyordu. Tam da bu sırada grubu sarsan bir gelişme yaşandı: Pigpen lakabıyla Ron McKernan alkolizmle mücadelesini kaybetti ve 1973 yılının başlarında gastrointestinal kanama nedeniyle hayatını kaybetti. Grup kısa bir süre sendelese de bebop ve caz tınıları içeren asit rock janrının ağır bastığı “Wake of the Flood” ile bugüne kadarki en büyük albüm satışlarını gerçekleştirdi. 1975’te çıkan “Blues for Allah” albümü ise kazandığı büyük başarının yanı sıra ismiyle de ilgi çekiyordu. Grubun hayranı Suudi Arabistan Kralı Faysal’ın kayıt başladıktan sonra suikast sonucu ölmesi, albüme bu ismi vermelerine neden oluyordu. Albüm aynı zamanda Binbir Gece Masalları’na da göndermede bulunuyordu.


NASIL EFSANE OLDULAR?

Grup, özellikle 70’li yıllardaki canlı performanslarda harika doğaçlamalar yaparak rock tarihindeki yerini pekiştiriyordu. Çaldıkları parçaların ritmi ve yapısıyla oynuyor, şarkılarını 15 ila 20 dakikaya kadar uzatıyorlardı. Caz piyanisti McCoy Tyner’ın John Coltrane’le uyumundan etkilenen Bob, Jerry’nin çalacağı parçalara akor ve ritim sağlayarak benzer bir uyumu gitarla yakalıyordu. Her ne kadar Jerry baş gitarist olup hayranlarının tanrı figürü olarak ilahlaştırdığı isim olsa da aslında kimse ön planda değildi, hikâyeyi enerjisiyle en uzağa taşıyan kimse, grup onu takip ediyordu. Ancak bu enerjiyi sağlayan ya Bob ya da Jerry oluyordu.

Deadhead olarak bilinen ve onları performanstan performansa takip eden büyük bir hayran kitlesi oluşuyordu. The Grateful Dead, bugünlerde sıkça bilinen bir taktik geliştirdi ve gösterilerinin hayranları tarafından kaydedilmesine izin vermeye başladı. Bu taktik tuttu ve grup, 80’ler boyunca hayran kitlesini genişletti.

Gelin görün ki yaprak dökümü devam ediyordu. 1979’da Godchaux çifti gruptan ayrıldı ve 11 yıl boyunca onlarla sahne alacak olan klavyeci ve vokalist Brent Mydland gruba dahil oldu. Keith Godchaux, bir yıl sonra bir trafik kazasında, Mydland ise 1990’ların başında aşırı dozda uyuşturucudan ölecekti. Ancak tüm sarsıntılara rağmen yola devam edildi. Bob, Jerry ve Robert burada oldukça grup dağılmayacaktı. Gruba dahil olan yeni isimler, Vince Welnick ve Bruce Hornsby oldu. Bu süre zarfında grup herhangi bir stüdyo albümü yayınlamasa da turneye devam etti ve sadık hayranları (Deadhead) sayesinde yüksek hasılat elde ettiler. The Grateful Dead artık bir efsaneydi.

Ve asıl şok, Ağustos 1995’te geldi. Baş gitarist, Bob’ın “abim” dediği Jerry Garcia, 53 yaşında kalp krizi geçirerek bir rehabilitasyon kliniğinde yıldızlara kavuştu. Grubun üyeleri, Weir & RatDog, Phil Lesh & Friends ve The Rhythm Devils gibi solo projelerle müzik yaşantılarına devam etti. 1998’den itibaren Weir, Lesh, Kreutzmann ve Hart, The Other Ones, The Dead and Further ismiyle çalmaya devam etti.

Robert Hunter ve Jerry Garcia

GRUBA KELİMELERİYLE IŞIK TUTAN DEHA: ROBERT HUNTER 

Her ne kadar Weir ve Garcia’nın ismi ön plana çıksa da grubun ruhu, şair Robert Hunter’dı. Nam-ı diğer Mr.Hunter! Robert, hiçbir zaman kayıtlarda şarkı söylememiş ya da grupla bir enstrüman çalmamıştı. Ama grubun en ikonik şarkılarının sözlerini yazmıştı.

Mesela Londra’da bir otel odasına kapanıyor ve terebentin tadında reçineli bir Yunan şarabıyla (retsina) yalnız kalıyor, şarabın yarısını görünce bir masaya oturuyor ve The Grateful Dead’in en güzel şarkılarından biri olan “Ripple” için sözlerini yazıyordu. Kalemi oynatmaya başlıyor ve “Yolu bilseydim seni eve götürürdüm” diye bitiriyordu. Sonra aynı gün grubun klasik parçalarından “Brokedown Palace” ve “To Lay Me Down”ı yazıyordu. “Truckin”, “Uncle John’s Band”, “Friend of the Devil” ve daha fazlası hep onun kaleminden çıkmış, Robert’ın sözleri, The Grateful Dead’in tıngırtılarında ruhunu bulmuştu.

Hunter, yazdığı sözlerin ne anlama geldiğini hiçbir zaman açıklamadı. Şarkıların kendi adına konuşmasını tercih etti. Kendisi de hiçbir zaman ön planda olmadı. Grubun diğer üyelerine göre daha az fotoğrafı vardı. Sahneye çıkmıyor, sadece yazıyordu. Onu yakalamak zordu. Ancak 2017’de “Long Strange Trip” belgeselini çeken Amir Bar-Lev, onu filme çekmeyi başarmıştı.

Robert ile Jerry, 1961’de Palo Alto’da, gençlerin “Damn Yankees” adlı müzikal prodüksiyonunda tanışmışlardı. Müzik yazarı Jennifer Finney, yan yana oturmuş iki adamın “Heart” şarkısını dinlemesinin ne kadar tatlı olduğunu söylüyor. “Kalbe sahip olmalısın / Gerçekten ihtiyacın olan tek şey budur / Oranlar senin kazanamayacağını söylediği zaman / Sırıtmaya başlamanın gerektiği zamandır.” Uzun yıllar boyunca Jerry’nin kalbinden geçenleri belki de en iyi o biliyor, kimi zaman sırıtıyor kimi zaman da birlikte ağlıyorlardı. Hunter’ın sözleri, Jerry’nin sesi ve Bob’ın ritimleriyle tamamlanıyordu. The Grateful Dead efsanesinin ardında işte bu uyum vardı.

Hunter, bir gece “Terrapin Station”ın sözlerini San Francisco’da tek oturuşta yazmıştı. Aynı anda, Garcia, Richmond-San Rafael Köprüsü’nden geçiyordu ve bir ballad için aklına bir fikir gelmişti. Melodiyi yakalamak için eve koşturdu. “Ertesi gün buluştuğumuzda,” dedi, “Ona kelimeleri gösterdim ve müziği aldım.”

“Yani, sadece seni sevdiğimi söyleyeceğim”

Ağustos 1995, grubun diğer üyelerinin olduğu kadar Hunter için de bir şoktu. Jerry’nin ölümünden sonra hayatın onun için nasıl bir şey olduğunu hayal etmek zor. Her gerçek yazar gibi yazmaya devam etti ama çok sevdiği eşini kaybeden bir dul gibiydi artık Hunter. O öldükten sonra “Yani, sadece seni sevdiğimi söyleyeceğim,” diye yazdı. “Daha ​​önce hiç söylemediğim. Ve bırak gitsin, eski dostum. Gerisini görmezden gelebilirsin.”

Robert Hunter, 23 Eylül 2019’da, Jerry’siz geçen 24 yılın ardından hayata gözlerini yumdu. Sağ kalan grup üyeleri, onun ölümünün ardından, “Ozanız, fenerimiz, dostumuz Robert Hunter, 23 Eylül 2019 gecesi fiziksel dünyayı terk etti. Bizi terk ettiği gerçeği, yas tutmamıza neden olsa da bize bıraktığı her şeyi kutlamamız aynı derecede doğrudur” diyerek onu selamlıyordu. Gary Lambert, onun ölümünün ardından şöyle yazacaktı: “İnsanlar yeryüzünde olduğu, oynadığı, söylediği ve dinlediği sürece The Grateful Dead’in yüzlerce şarkısı havayı doldurmaya devam edecek.”

Weir’ın yeteneği ve Garcia’nın tamamlayıcılığının yanında The Grateful Dead’in müziğini özgün kılan, psychedelic rock ile country ve folk müziğini eski blues tınılarıyla harmanlaması değil, gospelden R&B’ye ve hatta Appalachian türkülerini bile içinde bulabileceğiniz eklektik bir ses cümbüşü yaratması, bunu yaparken de şiiri kullanmasıydı. Bunun arkasındaki yaratıcı güç ise Hunter’dı. Hayatı boyunca 600’dan fazla şarkı yazdı. Bob Dylan, Bruce Hornsby ve Jim Lauderdale başta olmak üzere birçok isimle iş birliği yaptı. The Dead’in şiirsel ve zekâ işi kompozisyonlarına imzasını attı.

Rolling Stone dergisinin tüm zamanların en iyi 57. müzisyeni/müzik grubu ilan ettiği, ABD müzik tarihinin en dayanıklı grubu The Grateful Dead’in ünü, dünya çapında 35 milyon albüm satışıyla değil, karanlığı aydınlatan rengarenk ışığıyla ölçülecekti. Jerry ve Robert… “Minnettar Ölüler”, yazıp söylemeye başka bir yerde devam ediyor şimdi.

“Şimdi o gitti, gitti, gitti ve ben üzülmüyorum çünkü dünyanın tepesinde duruyorum.” 

Yazarın en iyi 10 parça seçkisi

Tennesse Jed

I Know You Rider

Brown-Eyed Women

Shakedown Street

Truckin’

Althea

Dark Star (23 dakikalık şölen)

Terrapin Station

Ripple (özellikle 1980 konser kaydı)

China Cat Sunflower (‘72 Avrupa Turnesi kaydı)

 

Kaynakça:

https://www.dead.net/features/news-general-news/his-job-was-shed-light-robert-hunter-1941-2019

https://www.nytimes.com/2019/10/16/opinion/grateful-dead-robert-hunter.html

Next Post

Bir devrin sonu... Yıldız tozu

Her insan yaşarken yıldız olamaz. O her zaman bizim için Yıldız. Türk tiyatrosunun başı sağ olsun. 1 Ekim 1928 tarihinde İstanbul’da dünyaya geldi. Ayşe Yıldız asıl adıydı. Annesi İngiliz Olga Cynthia, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını aldıktan sonra adı Nadide Kenter olarak değişmiş ve babası Türk diplomatı Ahmet Naci Kenter’dir. Ankara Devlet […]

Bizi takip edin