Netflix’te “İhtiyarlara Yer Var”: The Irishman

ajandakolik


The Irishman, 27 Kasım Çarşamba günü itibariyle yalnızca Netflix’te yayımlanmaya başlıyor. Martin Scorsese imzalı filmin Türkiye özel gösterimindeydik. Film öncesi gerçekleşen kokteyl, dönemin ruhunu yansıtan ambiyanslarla çevriliyken sanki tek eksik filmin başrol oyuncuları gibiydi. Bu arada filmle ilgili vereceğim ilk büyük not: Çok çok uzun!

Nilüfer Türkoğlu 

Hollywood’un kuşkusuz en önemli ve zamansız aktörleri Robert De Niro, Al Pacino ve Joe Pesci’yi bir araya getiren Martin Scorsese’nin son filmi “The Irishman”,  20. yüzyılın en önemli figürleri ile çalışmış ünlü tetikçi ve İkinci Dünya Savaşı gazisi Frank Sheeran’ın gözünden savaş sonrası Amerika’da organize suç dünyasını anlatıyor. Hollywood kritiklerine göre ‘The Irishman’, Scorsese’nin 1990 yılında çektiği “Goodfellas”tan sonra en başarılı suç filmi. De Niro’nunsa canlandırdığı Frank karakteri, aktörün kariyerinde oynadığı tüm karakterlerin toplu bir yansıması, şüphesiz.

Yaklaşık üç buçuk saat süren film, Amerikan tarihinin aydınlatılmamış en büyük gizemlerinden efsanevi sendika lideri Jimmy Hoffa’nın kayboluşunu, organize suçun perde arkasında yaşanan çatışmaları, rekabeti  siyasi bağlantılarla dolu bir yolculuk tadında ele alıyor.

İHTİYARLAR GEÇİDİ

Filmin neredeyse çoğu sahnesi Robert De Niro’nun yüzüne odaklanılmış açılarla dolu. Kamera çekimlerinde, de Niro’nun yüzüne kadar çok yer verilmiş ki aktörün adeta ruhuna sızıyor, yüzündeki tüm mimikleri ezberliyorsunuz. “Hiç yaşlanmayan delikanlı” denecek biri varsa bu, yine filmin as aktörü Robert de Niro’dan başkası değil. Al Pacino’yu gençleştirme çabaları o kadar sonuç vermemiş, o kadar sonuç vermemiş ki, “daha önce eşi benzeri bulunmayan” diye ifade edilen gençleştirme tekniği, ‘computer-generated imagery’ denilen birtakım görsel efektler, Al Pacino’da ne yazık ki işe yaramamış; saçı başı adeta oyunculuğundan rol çalmış. Oysa de Niro’nun genç imajı daha ilk sahnede çok başarılı! Bir kamyon şoförü olarak göründüğü bölümde mesela, dikkatle bakmanıza bile gerek kalmayacak! 50’lerinde bir adam oluvermiş. Bu arada gerçek hayatta kaç yaşlarında olduklarına gelirsek, Al Pacino 79, Robert de Niro ve Joe Pesci 76 yaşında. Film, aslında tam bir ihtiyarlar geçidi ya da “baladı” mı desek?

“Yaşa neden bu kadar taktın?” diye soracak olursanız filmde bu üç ismin yıllar boyunca giderek yaşlanmasına tanık oluyoruz. Film o kadar uzun ki insan, dev ekranda saatler boyunca izlediği aktörlerin yaşlarından başlarına her şeyi düşünüyor elbette… Ama şunu söylemekte fayda var. Robert de Niro tam bir ihtiyar delikanlı! Gülüşüyle, bakışıyla Scorsese’nin başyapıtlarından “Taxi Driver”dan bu yana onlarca yıl geçmesine rağmen pek “sekteye uğramamış”. Sesiyle, duruşuyla birazdan karşımıza geçip de “You talking to me!” diyecek kadar aynı. (Eh birkaç kiloyu es geçersek tabii!!!) Bir de elbette bu çok özel üç aktörün bu kadar yaş almasına rağmen hâlâ filmlerde oynuyor oluşu, çok etkileyici. “Çalışmak candır” sözünü hatırlatıyor insana!

Filmin, Al Pacino ve Martin Scorsese’yi ilk, Martin Scorsese ve De Niro’yu 9, Al Pacino ve Robert De Niro’yu 4 defa bir araya getirdiğini söylemeden geçmeyeyim. Robert De Niro ve Joe Pesci ise 22 yıl sonra tekrar aynı filmde rol almış.

ÇOK ARA VERİP İZLEMEYİN

Charles Brandt’ın 2004’te yayımlanan “I Heard You Paint Houses” adlı kitabından uyarlanan “The Irishman”, tam bir dönem fimi. 1950’lerden günümüze uzanan bir zaman yolculuğu olduğunu da söyleyebilirim pekalâ. Hatta biraz daha ileri gidip filmin görüntülerinde kullanılan filtrelerin, instagram hikayelerinde rastlayabileceğinizi de belirtebilirim. Filmi izledikten sonra biraz arayın, bulacağınıza eminim!

Bir diğer yandan New York’un 50 yıl boyunca değişen yüzünü görmek, kostümler, mekanlar oldukça başarılı. “Hollywood’un hiç kuşkusuz en iyi başardığı şey bu” dedim kaç defa izlerken… Özellikle havuz sahnesi, Jimmy Hoffa’nın evi bunların başında geliyor.

Filmin uzunluğuna gelince… Evde izlerken bol bol ara verirseniz o gün bitirmenizin zor olacağını söyleyeyim. Hem filmden kopacağınızın garantisini de verebilirim. Metin yer yer sıkıcı, başıyla sonu arasında kat etmeniz gereken engebeli bir yol var, o yüzden kimi zaman sahneleri yakalamakta zorlanabilirsiniz. Hele ki mafya filmlerini çok sevmiyorsanız yalnızca görüntülerin ve Robert De Niro’nun usta oyunculuğunun keyfini çıkarabilirsiniz.

Merak ediyorum bakalım siz de benim gibi Robert de Niro ve Al Pacino’nun hayat verdikleri karakterler arasında kendinizle bağ kuracak mısınız? Soru şu: Siz hangisi olurdunuz?

Netflix’in uzun zamandır heyecanla tanıtımını yaptığı “The Irishman” nihayet başlıyor.

Şimdiden iyi seyirler…

Next Post

Leyla Gencer: La Diva Turca Kadıköy Süreyya Operası’nda

20. yüzyılın en önemli opera sanatçılarından Leyla Gencer’in hayatını ve sanatını konu alan ilk belgesel olma özelliğini taşıyan Leyla Gencer: La Diva Turca, 1 Aralık 2019 pazar günü saat 18.00’de, Kadıköy Süreyya Operası’nda İstanbullularla buluşuyor.  Yapımcılığını, Leyla Gencer Arşivi’ni de bünyesinde bulunduran İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) ve yönetmenliğini Selçuk […]

Bizi takip edin