Muzun günahı ne? Hepsi Andy Warhol’un yüzünden

ajandakolik
Read Time4 Minute, 11 Second


Sanat sanat için mi?
Sanat halk için mi? Sanat meyve için mi? Sahi, hangisi?

Nilüfer Türkoğlu

Muz aşağı muz yukarı! Şu günlerde sanatla uzaktan yakından ilgisi olmayan insanların bile ‘sanat eseri’ muzdan bahsettiğini bir tek biz iddia ediyor olamayız herhalde!

Daha önce de birbirinden ilginç eserleriyle gündeme gelen İtalyan sanatçı Cattelan’ın ‘Komedyen’ isimli duvara bantlanmış muz eserine 120 bin dolar ödeyerek risk aldıklarını söyleyen çiftin yakın zamanda yaptığı açıklamaya kulak verelim: “Cattelan’ın muzunun ikonik bir tarihi nesne olacağını hissediyoruz.”

Haklı olabilirler! Cattelan, duvara bir elma yapıştırmak yerine muzu bantlayarak ironik ve ikonik olmaya meyletmiş olabilir. Çünkü tıpkı “seks satar” mantığında olduğu gibi muzun sanatta epey iş göreceğinin farkında! Yani özetle “Banana sells!” (Muz satar.)

Ve yine çünkü muz, cinsel çağırışımı bol, sekse gönderme yapan bir meyve olarak gösterildiği için sanatsal açıdan daha çok malzeme veriyor. Muzun, şehvetli ve müstehcen bir kimliğe sahip olmasında insanoğlunun cinsellikle beslenen hayal gücünün parmağı var elbette. Hem kıvrımlı hem uzun hem yumuşak hem de soyulabilir olması, erotik bir nesne-meyve olarak algılanmasına neden oluyor.

Sanat tarihine baktığımızda muzun özellikle resim ve fotoğrafta başrolü epey üstlenen bir meyve olduğunu siz de göreceksiniz. Bunun pek çok örneği var. Yakın zamanda Varşova’daki Milli Müze’de yaşanan ‘muz krizi’ni belki hatırlasınız. Bakın orada da muz yine başroldeydi ve yine bir fetiş nesne olarak sunulmuştu. Sanatçı Natalia LL’nin 1973 yılına ait video ve fotoğraf çalışmasında bir kadın modelin ‘muz emiyor’ olması ortalığı velveleye vermiş ve eser, apar topar müzeden kaldırılmıştı. Oysa sanatçının yaşadığı ülkede, bir zamanların komünist Polonya’sında muz, değerli bir emtia olarak görülürken hem cinsel hem de maddi arzu nesnesiydi. Zenginliği, ticari bir objeyi simgeliyordu.

Yani muzu yalnızca cinsellikle sınırlandırmak pek doğru değil. Örneğin Paul Gauguin’in 1891’de yaptığı ’The Meal’ isimli resminde masada bir demet muzun varlığı dikkat çeker. Resme ilk bakıldığında üç çocuktan hemen sonra muzları görmek olasıdır. Tahiti’ye keşif yolculuğuna çıkan Gauguin’in Avrupa’nın çok da aşina olmadığı bu etnik meyveden çokça etkilendiği açıkça ortadır. Muzun görsel anlamdaki zenginliği, Gauguin’in resmini şölensel bir ziyafetle güçlendirmiştir.

MUZLARIN KRALI: ANDY WARHOL’UN MUZU

Pop Art akımının öncüsü Andy Warhol’un ikonikleşen muzu da Amerikan sanatında bir sembol, adeta çıkış noktalarından biriydi. Aslında The Velvet Underground grubunun Nico’yla 1967 yılında çıkardığı albümün kapağı için Warhol’un bizzat kendisi tarafından tasarlanan bu muz, daha sonraları yepyeni varyasyonlarıyla karşımıza çıkar. Amerikan sanat tarihinin de hiç kuşkusuz en popüler çalışmalarından biri olarak hafızada yerini aldı.

İşin en ilginç yanı, bu yenilikçi albüm kapağında daha sonra içlerinden Lou Reed’i öne taşıyacak olan rock’n roll kumaşlı The Velvet Underground grubuyla ya da Nico’yla ilgili hiçbir şey olmaması. Albümün ilk basımlarında muz sapının yanında “Yavaşça soy ve gör” yazıyordu. (Nasıl slogan ama!) Muz kabuğu gerçekten soyulabilmekteydi ve altından da pespembe bir muz çıkıyordu. Tıpkı albümde yer alan şarkılardaki cinsel içerikler gibi kapakta da cinsellikle paralel giden bir gönderme olması, sansasyonelliğin dozunu elbette arttırdı ve muzun hakkını muza teslim etmesini bildi!

Warhol’un tüketici kültürüne olan tutkusuyla tanımlanan ünlü imza tarzı, zaman içinde seri üretimi ve dağıtımdaki artışı sembolize eden muz gibi birincil konular olarak sıradan nesneleri sergilemeye başladı.

Lou Reed, albümün kazandığı başarıda Warhol’un yarattığı muz figürünün önemli etkisi olduğunu şöyle dile getirmişti: “Sembol olarak o kadar The Velvet Underground ile bağdaştı ki… Rock müzik dinleyenler, muz tasarımının tamamiyle grubu ifade ettiğini biliyor.”

ERİL DÜNYAYA KARŞI GELEN FEMİNİSTLERİN MUZU

Sanat dünyasında aykırı seslere alışık olan dünya, cinsiyetçilik ve ırkçılıkla mücadeleye adanmış feminist, kadın sanatçı grubu The Guerrilla Girls’ün ‘yarattığı’ muzları da gördü! Kadın sanatçılar, sanattaki erkek egemenliğine karşı gelmek amacıyla protestolarında muzları kullanarak seslerini duyurdu. Sotheby’s’deki müzayedede ve sanat müzelerinde kadın sanatçılara erkeklerden çok daha az yer verilmesini eleştiren kadınlar, bu ‘oral yoldan eğlence’ anlayışını bu defa kadın organını simgeleyen bir figüre dönüştürerek çağrılarını yaptı. Amaç dikkat çekmekti ve bunda da yine muzu kullanmaktan başka çıkar yol yoktu. Muz, eril egemen dünyaya ait bir nesne olarak kendini gösterirken iki muzun birleşimiyle oluşan yepyeni form, kadın dünyasına aidiyetini müjdeliyordu.

MUZUN GÜNAHI YOK! İŞLEVİ VAR!

Başa dönecek olursak muzun bantlanıp duvara yapıştırılarak sanat eseri olarak 120 bin liraya alıcı bulmasında çok çok önce hikayesi ve sanat alanına çokça yayılan yeri ve  ‘işlevi’ var. Muz her dönem kullanıldı ve kullanılmaya devam ediyor. Meyvenin çok ötesinde fetiş bir obje olarak karşımıza çıkalı yüz yıllar öncesine dayanıyor. Resimler, fotoğraflar hep muzun egemenliği altında. ‘Şeftali’nin cinsel kimliği, muzun yanında yaya kalıyor. Belki de muz, “açlığı çok daha iyi bastıran bir meyve.” Kim bilir…

Cattelan’ın muzunu satın alan çift, eseri Warhol’un muzuyla değil de “Campbell Çorba Konserveleri” işiyle karşılaştırması da dikkat çekici! Muzu, yakında bir müzayedeye bağışlamayı düşündüklerini söyleyen çiftin bir de şöyle bir açıklaması var: “Eseri sanat dünyasının tek boynuzlu atı olarak gördük ve onun sonsuza kadar kamuya açık olmasını sağlamak, tartışmaları devam ettirmek ve kamusal alanda süresizce düşünceleri ve duyguları kışkırtmak için onu satın aldık.”

Ne demiştik “muz satar”! Kışkırtıcı, provokatif, iştah açıcı ve seksi bir meyve olduğunun herkes farkında… Sanatın ve sanatçının yanında, iyi ki var! Varsın çürüsün, yerine yeni bir muz konacak nasılsa…

0 0
Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleppy
Sleppy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %
Paylaş ki çoğalsın:
Next Post

Söyleşi - Nedim Gürsel: “Özgürlüğün olmadığı yerde yaratıcılık da sanat ve edebiyat da olmaz”

Nedim Gürsel, son kitabı Mehdi’yi Beklerken’de izlenimleriyle okuru İran’ın kadim kentlerinde dolaştırırken aynı zamanda önemsediği yazarların yapıtlarının içine sokuyor. Ajandakolik’e konuk olan Gürsel ile Sâdık Hidayet, Furuğ Ferruhzad ve Hayyam’ın izinde önce İran’ı dolaşıyor, ardından İstanbul’a dönerek Sait Faik’ten ve […]