Bugün internette bir şeyleri google’layanlardansanız siz de Duygu Asena’nın resmiyle karşılaşmışsınızdır. Fransız illüstratör Benoit Hamet’in çizdiği, Google’ın sürpriz doodle’ı değerli gazeteci yazar Asena’ya bir “İyi ki doğdun!” mesajı taşıyordu. Duygu Asena yaşasaydı bugün 73’üncü yaşını kutluyor olacaktı.

Türkiye’de feminizm denince akla gelen ilk isim, kuşkusuz Duygu Asena. ‘Kadının Adı Yok’ kitabıyla kadın haklarının en bilinir savunucularındandı. ‘Kadının Adı Yok’ başlığı, bu topraklarda kadına yapılan zulme, haksızlığa, adaletsizliğe karşı kullanılan sloganist bir ifade oldu. Duygu Asena’nın bu söylemi, Türkiye’de kadının varoluşunu sorgularken bir yandan da kadının yaşadığı tüm dramların altını çiziyor ve toplumdaki en büyük yaralardan birine işaret ediyordu. Çocuk gelinlerde de, kadın cinayetlerinde de “Kadının Adı Yok” bir kitap isminin çok ötesinde ve ne yazık ki zamansız bir söyleme dönüştü. Kadınların acılarını en iyi açıklayan cümle oldu. Usta yönetmen Atıf Yılmaz da kitaptan yola çıkarak 1988 yılında aynı isimle film çekti. Başrolünü Hale Soygazi oynadı. Çocukluğundan beri başta babası olma üzere çevre baskısıyla yaşamak zorunda kalan bir kadının hikayesini anlatan Duygu Asena, tüm kadınların sözcüsü, adeta dili oldu.

Türk kadınına hakları olabileceğini hatırlatan ilk kadın da, Türkiye’nin Simone de Beauvoir’i da yine Duygu Asena oldu. 1 Aralık 1978 yılında yayın hayatına başlamış olan ‘Kadınca’ dergisinin son sayısı olan 1 Mart 1992 tarihine kadar genel yayın yönetmenliğini yaptı, ‘Erkeklik ve Soğan Doğrama Sanatı’ gibi ilginç başlıklarla yazılar yazdı.

“Ne yazık ki, ülkemizdeki kadını yalnızca fotoroman okuyan, gazetelerdeki dedikodu sayfalarını karıştırmaktan başka şey yapmayan bir yaratık olarak gören kafalar hala var. Örneğin, dergimizde, fotoroman olmaması, dedikodu sütunlarının, sosyete haberlerinin bulunmaması pek yadırgandı bu kafalarca. Dediğim gibi, Türk kadını yalnız ve yalnız bu tür şeyleri okurmuş… Evet.. Ne dersiniz? Bazı erkeklere neden bu izlenimi veriyor Türk kadını? Neden kadın deyince gazete okumaz, ciddi yayınları almaz, kitaplarla ilgisiz bir tip çiziyor bazı kişiler? Neden karşılarındaki, yüzlerce, binlerce, başarılı örneğe karşın, kadın hala güçsüz hala çevreyle ilgisiz, hala “yalnızca kadın”, onlarca…? Oysa uzaklara gitmeye bile gerek yok… Dergimize şöyle bir göz atın. İşte Aysel Öymen, işte Nezihe Meriç, işte Jülide Gülizar ve diğerleri. Bunlar da kadın… Bunların başarısı erkeklerle kıyaslanacak nitelikte değil mi yoksa? Ve sizler, ve onlar, ve erkekler, bu kadınları ilgiyle okumadı mı? Daha ilk merhabamızda fazla derinlere inmeyelim ama, şunu da belirtmek istiyorum. Bu tür düşüncenin sorumlusu tek değil. Bizler, biz kadınlar da bu konuda hatalar içindeyiz. Geleneklerimiz, göreneklerimiz, çeşitli baskılar yıllar yılı bir köşede oturmamızı hazırlamış, gösterememişiz kendimizi. Hala bunun acısını çekiyoruz işte. Öylesine çekiyoruz ki, kadın her yerde, – evinde, işinde, çocuklu, çocuksuz, – başarıdan başarıya koşup kendini ispatlarken, gelip, “Ciddi röportaj okumaz, o yalnız fotoroman okur” diyorlar. Biz ise diyoruz ki… kadın hepsini okur, aynı erkek gibi… Fotoromanı da, dedikoduyu da, röportajı da, gazetelerin ciddi köşelerini de… Ve diyoruz ki… az kaldı… Devir değişiyor, günler eski günler, düşünceler eski düşünceler değil. Kadın ve erkeğin kafaca eşit olduğunu ispatlanıyor… Yakında, nasıl “erkekçe” deniyorsa, kuvvetle, üstüne basarak “kadınca” da denecek. Böyle düşünmeyen azınlık, yalnız kalacak…”

Duygu Asena /Aralık 1978


Duygu Asena, bir kadının hayattan ve evlilikten beklentisini anlattığı ‘Kadının Adı Yok’ta ise şu satırları kaleme almıştı. 

“Güçlü olmak için çalışıyorum, onlardan bir eksiğim olmadığını kanıtlamak için çalışıyorum. Muhtaç olmak istemiyorum. Kimliğimi yitirmek istemiyorum. Bunlar için para gerek, para bir çeşit özgürlük. Hayır zengin koca istemiyorum, bu kez onu bırakıp gitme özgürlüğüm olmaz, hem bir işe yaramak istiyorum ben, beynimi kullanmak istiyorum, o kadınların, annemin, teyzemin donuk gözlerini, ölmüş balık bakışlarını anımsadıkça çalışıyorum işte. Kendim olmak istiyorum. Kendi adımla anılmak istiyorum ve erkeklerden, evlilikten yalnızca dostluk bekliyorum. Dostluk da saygı da eşitlikle olur, eşitliğin olmadığı yerde ikisi de yok.”

Saygıyla, sevgiyle, umudumuzla onu selamlıyoruz.