Bir boşanma hikâyesi: Marriage Story

ajandakolik

Evet bu bir boşanma filmi. ‘Kramer Kramere Karşı’ filminden bu yana izlediğim en iyi boşanma filmi üstelik. Yönetmen Noah Baumbach’ın filmlerine gönül vermiş biri olarak ‘Marriage Story’yi izlemenizi tavsiye ederim. Ama şunu da not düşmeden geçmeyeyim: Bir boşanma filminin bünyeye derinden nüfuz edebilmesi ancak kötü giden bir evlilikle yahut boşanmayla mümkündür. 

Bu yazı bir tutam spoiler içerir. 

Nilüfer Türkoğlu 

Nihayet ‘Marriage Story’ filmini ben de izledim. Kesin ağlayacağım diyordum, daha ilk sahnelerde ağladım! İnsanın kendini şartlaması böyle bir şey sanırım. Tüm hafta boyunca pek çok arkadaşımın izleyip de küçük yorumlar serpiştirdiği instagram hikâyelerinden nasibimi alarak filmin baştan çok hüzünlü olacağına dair zaten net bir fikrim vardı. Ve dün akşam filmle nihayet kendim yüzleştim.

KARI KOCALIK BİTER, EBEVEYNLİK BİR ÖMÜR SÜRER 

Başrollerini Adam Driver ve Scarlett Johansson’ın oynadığı 2019 yapımı Netflix filmi ‘Marriage Story’, boşanmayı filmlerinde odak noktası yapmayı seven Noah Baumbach’ın belki de en umutlu filmlerinden biri. (Siz ağladığıma bakmayın!) Bir evliliğin bitimini anlatırken bir yandan da bir ailenin ayakta kalma mücadelesini merkezine alıyor. 2005 yapımı ‘The Squid and the Whale’ (Mürekkepbalığı ve Balina) filmini hiç unutamadığım Baumbach, tıpkı bu filmde olduğu gibi boşanmanın bir aile üzerindeki yaralarını konu ediyor ve yine müthiş anlatım diliyle insanın yüreğine dokunuyor. Hem senaristliğini hem de yönetmenliğini yaptığı ‘Marriage Story’ aslında sıradan bir hikâyeye sahip. Ancak filmi sıradanlıktan kurtaran şey şüphesiz Baumbach’ın adeta ilmek ilmek ördüğü detaylarda saklı; kendimizi karakterlerin yerine koyduğumuzda hissedebileceğimiz duyguları aynada görürmüşçesine izlediğimizi pekâla söyleyebiliriz. Çünkü fazlasıyla insani ve fazlasıyla kendi hikayemiz. Hele ki benzer şeyleri siz de kendi hayatınızda yaşadıysanız kendinizi filme ait hissetmeniz olası.

Netflix’in buram buram dram kokan filmi, konusu bakımında epey hüzünlü olsa da, Baumbach’ın anlattığı hikâye tüm bu hüzne rağmen insanın yüzünde buruk bir gülümseme bırakıyor. O yüzden filmin yarattığı etki, üzüntüden çok daha pozitif bir duyguya sahip. Umutlu olması da belki bu yüzden… Yani bu filmde de Pink Floyd’un ‘Hey You’ şarkısında söylediği gibi “Together we stand, divided we fall”un izlerini bulmak mümkün. Sözün özü “Birlikte olduğumuz sürece ayakta oluruz.” Karı kocalık biter, ebeveynlik bir ömür sürer…


ADAM DRIVER MİMİKLERİ

İlk defa 2017 yapımı Star Wars The Last Jedi filminde izlediğim 36 yaşındaki Adam Driver, filmin baştacı ismi. Aslında neredeyse iki metrenin üstünde gibi duran boyunun 1.89 olması bir yana Amerikalı aktör, ‘Marriage Story’de ‘New Yorklu yönetmen koca Charlie’ rolüyle Oscar’da ‘en iyi erkek oyuncu’ adaylığına oynuyor. Duygusal anlarda verdiği reaksiyonlar, kafasını dolaba çarpması, kolunu yanlışlıkla kesmesi, mektubu okuması, öyle başarılı ki, duyguyu seyirciye aktarma konusunda usta işi bir oyunculukla karşımızda. Driver, bu yıl ayrıca 20 Aralık’ta vizyona girecek olan Star Wars 9 – The Rise of Skywalker filminde de Kylo Ren olarak beyazperdede boy gösterecek. Eğer karşısında Joaquin Phoenix’in Joker’i gibi hem fiziksel hem ruhsal makyajı bol olan bir rakip karakter olmasaydı, Charlie rolüyle Driver’ın Oscar alması işten bile olmazdı. Ama belli mi olur Akademi belki de oyunu ‘sıradan’ olanın güzelliğinden yana kullanır!

Şu sahneyi unutmayın:

ANNE SCARLETT JOHANSSON

Geçtiğimiz beş yıl içinde anne olan Scarlett Johansson, bu filmde de kariyerindeki ilk anne rolüyle izleyici karşısına çıkıyor. Oynadığı Nicole karakteri, filmin daha ilk sahnesinde hikâyenin yönünün nereye gideceğine dair fikir veriyor. Ancak filmin sonunda bu fikri alıp çöpe atıyorsunuz!


Laura Dern’i tam bir ‘bitch’ avukat rolüyle izlediğimiz ve Scarlett Johansson’la bir araya geldiği ilk sahneye dikkat! Muhtemelen Nicole rolünde Johansson, hayatının en uzun monologunu gerçekleştirmiş olabilir. Seksilikten bir haylik uzak giyimi, kısacık saçları ve hafif yamuk ağzıyla, beş dakika boyunca kameranın odaklandığı bambaşka bir oyuncu var sanki karşımızda… Aktrisin benim için filmde en iyi olduğu sahne!

Ayrıca 83’lük Alan Alda’yı da uzun zamandan sonra ilk defa ekranda görmek beni mutlu etti. Üstelik filmde en sevdiğim karakter; ‘iyi’ avukat Bert Spitz olarak… Tüm bunları izleyince çözeceğinizden, sizi daha fazla spoiler’a maruz bırakmak istemem.

Uzun lafın kısası,’Marriage Story’, pazar akşamı izlenecek bir film olmasının dışında, insanı iyi hissettiren, en çok da yaşadığını hissettiren bir film. Başlarken de biterken de özel olduğunu gösteren bir film. İzleyin.

Next Post

Cumartesi ateşini yakmaya hazır mısınız?

John Travolta’ya şöhret kapılarını açan, günümüzde hâlâ en çok satan film müzikleri ile anılan ‘77 yapımı ikonik sinema filmi Saturday Night Fever’ın müzikali, 28 Nisan-3 Mayıs tarihleri arasında 8 performansla Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde izleyicilerle buluşacak.  Bee Gees’in, her biri pop kültürünün efsaneleri haline gelmiş şarkılarının eşlik ettiği kült filmler […]

Bizi takip edin