İnsanların farkındalığını artırmak ve soru sormalarını sağlamak için açılmış bir televizyon kanalı, Billur TV! En büyük özelliği ise internette bağımsız yayın yapabilmesi.

İnsanların farkındalığını artırmak ve soru sormalarını sağlamak için açılmış bir televizyon kanalı, Billur TV! En büyük özelliği ise internette bağımsız yayın yapabilmesi. Kurucularından Billur Kalkavan, adıyla özdeş kanalında cinsel sağlıktan astrolojiye pek çok videoyu bir tuşla izleyicinin önüneseriyor. Burada ayıp – yasak – günah yok!

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu
Fotoğraf: Begüm Özpınar  

Bundan dört yıl önce erkek arkadaşı Buğra Bahadırlı’yla Türkiye’nin bağımsız ilk internet kanalını kuran Billur Kalkavan var karşımda. Fazla yeşil, bir o kadar emin bakıyor ki gözlerimin içine, bir kadının nasıl güçlü ve başına buyruk olduğunun sinyalini daha ilk bakışta veriyor. Bağımsız bir kanalın sahibi ancak o olabilir. Sözünü hiç de sakınmıyor, şaşırtıcı olacak kadar samimi, sürekli dinlemek isteyeceğiniz kadar derin. Kedilerinin isimlerini teker teker sayarken bana, rengarenk evinin duvarlarına göz atıyorum. “Hippi evi!” diyor bir çırpıda sonra Billur TV’nin düğmesine basıyoruz.

İstediği hayatı yaşayabilen, bu denli cesur, başarılı ve özgüvenli bir kadının çocukluğunu merak ediyorum.

Aileleri tarafından değer görülen, fikri sorulan, attığı her adımda güvenilen bir çocuksan zaten çok mutlu, özgüvenli ve istediği gibi yaşayabilen bir insan oluyorsun. Bu, aslında anne ve babamın başarısı. Ebeveynler çok önemli. Çocuklara en büyük kötülüğü de yine aileleri yapıyor. Doğru yaptıklarını sanarak bir sürü yanlış yapıyorlar. Bizim evde herkesin söz hakkı vardı. Ben beş yaşındayken bile annem benim fikrimi sorardı. Çocuklar da küçük insan neticede. “Sen sus çocuksun, anlamazsın!” diye bir şey yok! Her şeyi anlayan, seçtiği hayatta sadece az bilgisi olan küçük insan, çocuk. Benimle ilgili komşulardan çok şikayet gelirdi mesela ben küçükken. Babam bize hiçbirzaman laf ettirmezdi. “Sen önce kendi çocuğuna bak, onu terbiyet et, ben kendi çocuğumu terbiye ederim!” derdi. Sonra gelir bizimle konuşurdu. Özgüvenim sanırım buradan ileri geliyor. Babam kadını çok yüceltirdi, beni de çok yüceltti. Annem hep der, “Bili, babası sayesinde şımarmadıysa hayatta şımarmaz.” Çünkü beni en şımartacak insan oydu dünyada. Hiçbir zaman başkalarının yanında küçültmedi beni ve erkek kardeşimi. Babam da seçtiği hayatı yaşayan bir adamdı.  Hiçbir kısıtlama olmazdı bizde. Ben hatırlamıyorum ki bir gün izin almışım ailemden. Çünkü haber verirdim onlara, yalan söylemezdim ve bana güvenirlerdi. Sonra da böyle başına buyruk biri olup çıktım.

Türkiye’nin bağımsız ilk internet televizyonu Billur TV’nin kurucusu olmak,üzerinizde büyük sorumluluklar doğuruyor mu?

Öncelikle şunu söylemeliyim. Billur TV’yi kuran erkek arkadaşım Buğra Bahadırlı’dır. Biz beş ortaktık, dörde düştük. Şimdi üç kişiyiz. Ama ben kalkıp da sana egoyla konuşamam; Türkiye’nin bağımsız ilk internet televizyonunu ben kurdum falan gibi. Çünkü Buğra’dır bu işin mimarı, beyni. O dönem işsizdim. Buğra bana “Gel bir internet sitesi kuralım!” dedi. Benimle film yapmak isteyen biriyle tanıştık, sonra iş, bambaşka işlere evrildi.


Ama isim Billur TV…

Billur şeffaf, net, temiz demek. Kanalımızın hedeflediği yayıncılık ilkesini özetleyen bir isim bu. Ben de ismimle müsemmayımdır zaten, doğrucuyumdur, bana bakınca içimi görürsün. Temiz bilgi severim. İşte bundan yola çıkarak insanların işine yarayacak, insanlara doğru şeyler aşılayacak programları hazırlamaya gayret ettim. Yoksa ben de çıkayım, sunayım bir evlilik programı. İnsanların hayatına yarar sağlayacak bir şeyler yapmak istedim. Bir zamanlar Nuri Çolakoğlu’nun kanalında çalışmıştım. Onunla yaptığımız cinsel sağlık programları vardı elimde.  O videoların hepsini bana verdi, biz de kanalda kullandık. Bunun yanı sıra kanalın odak noktası olan astrolojiye çok meraklıyım. Hayatlarımızın kullanma kılavuzu olarak görüyorum astrolojiyi. O yüzden kanalda olmasını çok istedim. Böylece astroloji videoları çekmeye başladık. Sonra daha da büyüdük, baktık bir sürü video çekmişiz. Teknik alt yapı daha çok Buğra’da, ben kanalın yüzü gibiyim. Burası bizim oyun alanımız. Televizyonlardan çok sıkıldım. Reyting üzerine dönüyor her şey.

Mesaj kaygınız var mı bu programları hazırlarken?

İş mesajla bitmiyor ki… Bir mesaj neye çare günümüzde? Biz insanların farkındalıklarının artması için bir şeyler yapmak istiyoruz. Farkındalık kanalıyız. Kişisel gelişim de demek istemiyorum, çok klişeleşti bu. Hem ayrıca her kişi kendini geliştirmekten mükellef değil midir? Bana sorarsan öyle ot gibi yaşanmaz. Ot bile büyüyor! İnsanlar soru sorsun istiyorum. Biz o soruları insanların beynine ekmeyi hedefliyoruz.

Cinsel sağlık programlarınıza dönelim. Cinsellik sorunlarından ziyade cinselliğin kendisi bir sorun değil mi Türkiye’de?


Türk insanının siniri, stresi, cinsel sağlığının iyi olmamasından hep. Bizde ayıp – yasak – günah üçgeni her şeyi mahvediyor. İnsanlar kendilerini o üçgenin içine sıkıştırmış ve bunun dışına çıkamıyor. Korkunç bir cinsellik var Türkiye’de. Zaten bizim okuduklarımız hep bunun yansıması; çocuk istismarı, hayvan istismarı, kadınlara yapılanlar… Sen o agresyonu, o siniri, stresi içinden atamıyorsan, sürekli kendini baskılamak zorunda kalıyorsan, yemek yemek kadar doğal bir eylemi; öyle yasakların, günahların, ayıpların içine tıkıştırıyorsan sonuç bu olur. Bence mağara adamları bile bizden daha iyi durumdaydı. Ama geçenlerde bir yerde okudum; “Dünyanın kötüye gittiğini düşünmek yaşlılık belirtisidir” diye. “Eyvah!” dedim ama aslında hepimiz böyle düşünmüyor muyuz? Yine de şunu söylemeliyim; ben umutsuz değilim. Bize sadece kötülük gösteriliyor, bunlarla doluyoruz. Oysa dünyada çok güzel şeyler de oluyor.

Cinsel Sağlık bölümünden neler alıyor seyirci?

Bir kere insanlar sadece seks programı sanıyor başta. Oysa seks bunun sadece parçası. Sen önce bedenini tanı da sekse geliriz. Kendi vücuduna utanmadan aynada bak, bakabil bir kere… Ama bu da sadece Türkiye’nin sorunu değil. ‘Vajina Monologları’ diye bir oyun vardır. Oyunun yazarı Eve Ensler, 80 bin kadın üzerinde araştırma yaptıktan sonra bu oyunu yazmaya karar veriyor. Bir de bu araştırma Amerika’da yapılıyor yani, düşünün. Bizim seksi gayet modern yaşadığını zannettiğimiz bir ülkeden bahsediyorum. Bakıyor ki kadınlar, kendi cinsel organlarının neye benzediğini bilmiyor. Hiç bakmamışlar ve hayatları boyunca hep utandırılmışlar. Orasını, vücudunun bir parçası olarak görmüyor kadın. Ne yazık ki dünyanın her yerinde bu böyle. Erkekte ise cinsel organ en büyük övünç kaynağı. Büyüklere gösterilen bir şey yahu! Çocuğa ne büyük bir travma. Biz neler yapıyoruz çocuklarımıza ve sonra da sağlıklı bireyler olmalarını bekliyoruz. Büyük yanılgı! Billur TV’ye dönecek olursak o programları, konunun muhatabı kimse; bilim adamları, doktorlar, psikologlar, psikiyatristler, analistler yani işinin uzmanı birçok insanla çektik. Bizim programımımızın şöyle geniş bir yelpazesi var; yalnızca sağlıklı kadın-adama odaklanmadık, örneğin Down sendromluların da cinsel hayatı var; onunla ilgili de konuştuk. Bir sürü sorunun çözümünü de çektik.

KAYGIDAN DOĞURAMIYORUZ
Daha çok kadınlar mı yoksa erkekler mi bunu konuşmaktan kaçınıyor?

Cinsel sorunların çoğu çözülemeyecek şeyler değil ancak insanlar bunu konuşmaya utandığı için o sorun çözüme ulaşamıyor. Özellikle erkekler, cinsel sorunlarından bahsetmekten kaçınıyor. Örnek verecek olursak bir kadın ve erkeğin çok kötü giden bir cinsel yaşamı var. Erkeğin sertleşme veya erken boşalma sorunu var. Bunu sormak için doktora gitmeye utanıyor. Çünkü neden? Egosu sarsılıyor. Artık insanlar 20 yaşında tüp bebek yaptırmaya gidiyor. Hamile kalmak gittikçe zorlaştı. Kadınlar da sağlıksız. Onun için şimdi bir sürü bebek merkezi var. Eskiden böyle miydi? Biz kaygıdan doğuramıyoruz.

*ÇOCUK YAPMAYI ÇOK DÜŞÜNDÜM AMA KARAKTERİME UYMUYOR *KARİYERİNE ARA VER, ÖLMEZSİN!

Kaygıdan doğuramayanlarımız var ama hem çocuk yapıp hem de kariyer yapan kadınlar da var. İş hayatında giderek çoğalan güçlü bir kadın profili!

Karşı olduğum şeylerden biri bu. “Kariyer de yaparım, çocuk da yaparım”a ben inanmıyorum. İkisini aynı anda yapamazsın. Zamanlamayı iyi ayarlaman lazım. Çocuğu çıkarmakla olmuyor. Çocuğun bütün hayat seyrinde yanında olmak gerek. Tabii ki kariyerini de yap, çocuğunu da yap ama çocuğuna vakit ayır, kariyerine ara ver, ölmezsin! Kadınların en büyük hatası erkekle yarış içinde olması. Halbuki biz erkekle birbirimizi tamamlamak için gelmişiz dünyaya. Amacımız birbirimizi geçmek olmamalı. Erkekler zaten bizimle yarışacak kapasiteye sahip değiller. Çok sevdiğim bir söz vardır: Tanrı, erkekleri dünyayı yönetsin diye, kadınları da erkekleri yönetsin diye yaratmıştır. Yani bu demektir ki biz dünyayı yöneten adamı bile yönetecek güce ve kapasiteye sahibiz. Ama anne de olmak istiyorsak bunun bir dengesini kurmak durumundayız. Ben de çok düşündüm çocuk yapmayı ama seçtiğim hayat tarzı ve karakterimle doğurmamam gerektiğini anladım. Ya kendime ya da çocuğa kötülük edecektim. Bunları düşünmek lazım doğurmadan.

Son yıllarda kadınlar cinsel istismarla çok sık karşı karşıya kalıyor; sokakta, işte, evde, her yerde… Siz de buna maruz kaldınız mı?

Cinsel şiddete karşı başlatılan ‘Me Too’ (Ben de) kampanyasından beri ben de düşünüyorum bunu. Pek çok kadın gibi psikolojik tacize uğradım. Çocukken epey sarışın bir kızdım. Üç bin kişilik okulda tek sarışın bendim hatta ve teneffüslerde dışarı adımımı atamıyordum. Bütün okul beni görmeye geliyordu sınıfa. Çok korktuğum için okula gitmediğim günler oldu. Mesela bu da bir taciz. Sarışın olduğum için onca kişinin üzerime çullanması gerçekten travmatikti. Bana dokunmak isteyen, beni iten kakan bir dolu insan, bu da taciz işte! Ama tabii bunları dert edip hayatıma yayıp bundan bir hikaye yaratmadım. En önemlisi bana destek olan bir ailem vardı yanımda. Onlara her şeyimi anlatabiliyordum. İnsanlarda böyle ağır travmaların olma nedeni işte bu yasaklar, ayıplar, günahlar… Yine o üçgenin içinden çıkamadıkları ve birilerine anlatamadıkları için. Soyadım çok korudu beni. Dünyanın en saygısız erkekleri bile bana saygılı davranmak zorunda kaldı.

Televizyonla aranız nasıl?

Evinde televizyon olmayanlara ve çocuğunu bundan mahrum edenlere kızıyorum.Televizyon şart! Internet de şart! Çocuğa belgesel izlettirmek gerek. BBC’de nasıl güzel belgeseller var. Nat Geo’nun hayvanlarla, doğayla, dünyayla ilgili belgesellerini izlettirmeden o çocuğun vicdanlı, iyi bir insan olmasına imkan yok. Fakat bizim Türk kanallarında haberleri veya dizileri izlemem. Haber spikerlerinin korkunç vurgularını dinleyemiyorum.

Kariyeriniz ve ilişkiniz iç içe, birlikte işler yapıyorsunuz. Peki sizce ilişkinin başarıya katkısı var mı?

Başarının da ilişkiye katkısı var, ilişkinin de başarıya katkısı var. İnsanlar düşünmeden evleniyorlar. Bence bir kadın 30 yaşından önce evlenmemeli. Kadının seçici olması ve kendine en uygun erkeği bulması için tecrübe yaşaması lazım. Ben çok tecrübeli bir kadın olduğum için dünyanın en mükemmel erkeğiyle beraberim.

Kadınların en büyük hatası madem bu tecrübesizlik, öneriniz ne?

Bana göre tüm kadınların akıllanması lazım. Kadınları eğitmek şart. Kadını suçlamak her zaman çok kolay. Diyorsun ki “Ne biçim yetiştirmiş çocuğunu?”Kadın bilmiyor, cahil bırakılıyor. Kadınlar,  şikayet ettikleri bu erkekleri kendileri yetiştiriyor, önce onun farkına varacaklar. “Paşa oğlum” diye yetiştirdikleri oğulları, sonra başlarına bela oluyor. Kendi canavarlarını kendileri yaratıyorlar. Formül çok basit: Kadın, güzel kadın, güzel erkek yetiştirecek. O zaman dünya iyileşecek. Tek yaratıcı kadın. Kadın, gücünün farkında olmalı. Biz değişirsek bütün dünya değişir!