İkinci sezon olmasa da olurdu.  ‘After Life’ altı bölümcük haliyle de pek güzel, pek hisli ve hayata dair yeterince sözü olan bir diziydi. Her 25 dakikalık bölüm, hayata bir güzelleme, baharın gelişini kutlayan ince bir ıslık gibiydi.

Yazı: Nilüfer Türkoğlu

Uzun zamandır yazı yazmadığımı, bir şeyleri yazarak yorumlamadığımı ve sadece söyleşi yaptığımı fark edince bunu kırmak için ‘After Life’ dizisini seçtim. Diziyi bitireli haftalar oldu ama etkisi üzerimden geçmedi. Ne zaman canım bir şeylere sıkılsa ve hayatımı yeni baştan sorgulasam Ricky Gervais’in Netflix için yazıp yönettiği ve de oynadığı ‘After Life’ı aklıma getirir oldum. Diziyi uzun uzadıya anlatacak değilim. Özet geçmek de ‘spoiler’ olacak, besbelli. Ama her yerde okuyabileceğiniz birkaç şeyi mırıldanabilir ardından da şapkamı çıkarabilirim.

Karısı öldükten sonra yaşama dair tutunacak dalı kalmayan bir adamın ‘yaşamsal mücadelesi’ni, ‘hayati hikayesi’ni hem dramatik hem de tipik İngiliz komedisi tadında izlediğimiz, aslında sıradan ama çok iyi bir dille anlatılmış bir dizi, ‘After Life’. Hem yumuşak hem sert. Hem hüzünlü hem neşeli. İçinde sonbahar da var ilkbahar da. Hikayede geçen karakterlerin küçük kasaba insanları olması, dizinin yalın ama vurucu olmasında büyük etken. Yerel bir gazetede tuhaf haberler yapan Tony Johnson rolündeki Ricky Gervais’e buradan selam göndereyim: Hayran listenizde bir kişiye daha yer açın lütfen! Stand up şovları ve Altın Küre Ödülleri’ni sunması gibi etkinliklerle ismini parlatan İngiliz komedyen, yapımcı ve yayıncı Gervais’i ilk defa izlemiş biri olarak hem oyunculuğuna hem de yazarlığına büyük saygı duydum. Herkese kısmet olmayan mükemmel evliliğe sahip bir adamın karısını yitirince yaşadığı hisleri seyirciye öyle iyi geçiriyor ki, ağlamakla ağlamamak arasında kaldığı hallerde yüzünde oluşturduğu o acımtrak gülüşü nasıl tarif edeyim size bilemedim. Belki sizin de yüzünüzde oluşuyordur, oradan tahmin edersiniz kim bilir…

Çevresindeki insanlara olan duyarlı duyarsızlığı ve intihar etme arzusu, karakterin en büyük özellikleri, kuşkusuz. Üzüntüsünü içinde yaşarken aslında dünyaya kin kusması, onu ‘gıcık’ bir adama dönüştürürken bir yandan sevimli ve acınılası yapıyor.

İlk defa bir diziyi izlerken senaryosunu okumak istedim. Çünkü ekran için yapılmış bir işten ziyade iyi bir öykü kitabı gibiydi. Bunda da Gervais’in özenle seçtiği ifadelerin, duygusal sömürüden çok uzak duygusallığı, en sade anlatımla aktarması yatıyor sanırım. Diziyi bir değil, iki defa izlemek istiyorsunuz işte sırf bu yüzden.

‘After Life’ için bir komedi dizisi diyebilir miyiz? Hayır. Türü dram olabilir mi? Hayır. IMDB ikisini birleştirip vermiş. Ben “Hayatın kendisi” derim. İyi hikaye anlatıcılığı nedir, sadece olaylar değil, durumlar da ne kadar özgün anlatılabilir, bunu görün isterim.

Ve evet, bir sezonluk olduğunu sandığım ‘After Life’,  Ricky Gervais’in verdiği havadisle ikinci sezona da merhaba diyor. Sadece tek bir sezonun yetebileceği bir diziyken yine altı bölümle kaldığı yerden devam ediyor. Bu arada soundtrack’i de en az dizi kadar güzel. İzlemeyen kaldıysa izlesin. ‘After Life’ birinci sezon hayatımın dizisiydi. Ve benim için bir Nazım dizesiydi:  ‘Yaşamak yanı ağır bastığından.’