7. Boğaziçi Film Festivali kapsamında gerçekleşen Bosphorus Film Lab’ın son etkinliğini usta yönetmen Kim Ki Duk ile gerçekleştirdi. 24 Ekim Perşembe günü Feriye Sineması’nda gerçekleştirilen masterclass etkinliğinde sinemaseverler usta yönetmenden sektör deneyimlerini dinledi. 

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü, Kurumsal İş Ortağı TRT, Global İletişim Ortağı Anadolu Ajansı ve Kurumsal İletişim Ortağı Türk Medya’nın destekleriyle gerçekleşen festivalin onur konuğu olan festivalin kapanışında Onur Ödülü alacak usta yönetmen Kim Ki Duk, sözlerine festivalden gelen davet için teşekkür ederek başladı. “Bu denli sinemaseverler buluştuğum için çok mutluyum. Beni filmlerimi izlemiş olduğunuz için çok teşekkür ederim.” diyen yönetmen, filmlerinin fikir aşamasında nasıl karar alabildiği sorusuna “Şimdiye kadarki 25 senelik kariyerimde 25 adet film ürettim. Her seneye bir film sığdırdım. Bir film üretme fikri oluştuğunda her zaman, her film özelinde ayrı bir süreç işliyor. Örneğin bir çoğunuzun izlediğini tahmin ettiğim İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış ve İlkbahar filminde bir gün baktığım bir dağın zirvesindeki karlardan ilham almıştım. Notlar üzerinden filmimi oluşturdum. Bütün ekipteki arkadaşlarla birlikte, bir sonraki sahnenin ne olduğunu bilmeden bir film oluşturduk. Bir sahneyi çektikten sonra ben bir sahneyi düşünürken bütün ekip bekliyordu. Bu süreç hep böyle işledi. Boş Ev filminde çok basit bir fikir üzerinden yola çıktım. Orada da kendi evimdeki çekmeceyi açtığımdaki bir reklam broşürü üzerinden çıkmıştı fikir. Aden filmimde de bir gün otobüs yolculuğunda bir gölün kenarından geçerken gölün yanında gördüğüm küçük evlere bakarak o filmin ilhamını aldım. O güzel manzarayı gördüğüm anda senaryoyu yazmaya başladım. Dolayısıyla her filmimde aslında standart bir şey değil, filme özel fikirler oldu. Bu filmimde de genelde insanların baktıklarında kötü olarak niteledikleri insanlar üzerinden çıkan bir fikirdi. Bizler aslında kötü insanlar olarak gördüğümüz kişilerin de zayıf noktaları olduğunu unutuyoruz, ona odaklanan bir filmdi” diye belirtti. Kore’de anne sevgisi tabirinin çok önemli olduğunu söyleyen usta yönetmen, kötü olan karakterlerinin temelinin anne sevgisi eksikliğine dayandığını belirtmek istediğini söyledi.

25 yıllık sinema kariyerine dair de açıklamalarda bulunan usta yönetmen; “Benim herhangi bir sinema eğitimim yok. 15 yaşından itibaren işçi olarak fabrikalarda çalıştım. Bu süreç içerisinde hayatımın bir zamandan sonra benim için iyileşeceğini umdum. Beden işçiliği yaptığım için bir an önce kurtulup daha rahat bir iş yapmanın yollarını aradım. O sırada benim yapabildiğim, yeteneğimin olduğu tek şey resim yapmaktı. İkincisi ise fotoğraf çekmekti. Bunlar zaten bir okula gitmeden de yapılabilecek şeylerdi. Her zaman daha iyi bir hayatın rüyasını kurdum. Tabii ki zor bir süreçti. Dolayısıyla her zaman yeni şeyler yapmayı denedim. 20 yaşındayken, askerliğin benim içi zorunlu olduğu bir dönem olmamasına rağmen 5 yıl Deniz Kuvvetleri’nde görev yaptım. Çok zor bir süreçti. O süreci yansıttığım filmim de The Coast Guard filmimdi. 5 yıl sonunda Donanmadan ayrılıp tekrar topluma karıştım. İki yıl boyunca görme engellilere yardım eden bir vakıfta çalıştım. Sonra azıcık bir parayla Fransa’ya gittim. Masada insanların portrelerini çizerek para kazandım. Fransa’da iki film izledim, birincisi büyük sürpriz yaşadığım Kuzuların Sessizliği, ikincisi ise Köprü Üstü Aşıkları’ydı. Bu filmi izlemek de beni farklı düşüncelere sevk etmişti. Senaryo yazmaya ondan sonra başladım. Senaryo yazmayı bilmiyordum, düz yazı olarak başladım” diye belirtti.

İzlediği filmlerin isimlerini ve yönetmenlerini çok hızlı unutuyor olsa bile dünyaca ünlü yönetmenimiz Nuri Bilge Ceylan’ın sinema tarzını fazlasıyla beğendiğini söyleyen yönetmen, masterclass etkinliğinin sonunda ise Arirang filmi için kendi bestelediği marşları seslendirdi.